YENİ SİTEMİZ:57.SAYI VE SONRASI

11/4/2009

Put Yontar mısın Yoksa Don Kişot'u Kıskananlardan mı?

Put Yontar mısın yoksa Don Kişot’u kıskananlardan mı?

Oysa Don Kişot kıskanılacak biri olmadı. Olmayı aklından bile geçirmedi. Suskunluğu yeğledi. Yel değirmenlerine saldırdığı yönündeki haberler -ki fısıltı gazetesinin bir başarısıdır bu- karşısında susmayı seçti. Gülüp geçti. Ama ben bunu yapmayacağım. Kral çıplak diye haykıran çocuğun saflığını kuşanarak konuşacağım.

Biliyorum önce gülünecek, alaya alınacak sözlerim.  Tıpkı Don Kişot’un başına gelen gibi.. Don Kişot..

İşte söylüyorum Don Kişot’un saldırdıkları yel değirmenleri değil tanrılardı. Don Kişot saftı saldırdıkları kurnaz.

Nasıl da dönüşüverdiler aniden yel değirmenlerine. Ve nasıl da gülünç kıldılar zavallı şövalyeyi.. gülünüp geçilecek bir şeye dönüştürmeselerdi nasıl sürdürebilirlerdi ki varlıklarını? Öyle ise hazır olmalıyım boynuma asılacak yafta için. Boynumu alıştırmalıyım, bu yükü çekecek kıvama getirmeliyim yılmamak için.

Ya don Kişot’a olduğu gibi gülünç duruma sokacaklar ya da suçlayacaklar, çarmıha gerecekler marangoz gibi.

Marangozu çarmıha geren tanrılar da kurnazdı.

Önce çarmıha gerdiler sonra çarmıha gerileni tanrı kılıp baş tacı ettiler. Varsın marangoz kaçıp gitmiş olsun onların törenlerinden şölenlerinden, ayinlerinden yortularından varsın uzak kalsın ve beri olduğun ilan etmiş olsun. Nasılsa marangozun kendisi çıkıp da yalanlarını yüzüne vurmaya kalktığında yığınların dinlemeyeceğini biliyor tanrılar. Ve dinleyeceklerin başına gelecek olan başından bellidir, bunu göze alacak kaç kişi çıkar? Bilirler bir elin parmaklarını geçmediğini tanrılar ve bilirler çarmıha gerilirken aykırıların çığlıklar savurmayacaklarını, pişman olup tövbe etmeyeceklerini.

Söylüyorum size tanrılar kıskançtır ve fakat belli etmezler. Örterler kirli kıskançlıklarını. Bir bir yerlerinde gözleri vardır ve fakat belli etmezler. Aralarından palazlanmamış biri palazlanmaya çıktığında diş bilerler. Ve bilirlerse diş geçirebileceklerini, sezerlerse saldırırlar hiç düşünmeden. Alaşağı etmek en keyif aldıkları oyundur. Diş geçiremedikleri karşısında el pençe divan dururlar ve himmetini beklerler. Var güçleriyle savunurlar. Diş geçiremediklerini parlatırlar bedensel ölümünden sonra bile parlaklığı gitsin istemezler onun o karanlık ışığı kendi tahtlarını aydınlatacaktır bunu sezerler, pek bir güçlüdür sezgileri.

Tahtlarını sarsanı var güçleriyle bertaraf etmeye çalışırlar. Olmayınca safına geçerler. Bu yeni geleni kendileri gibi kılmanın yolları için sıvarlar kollarını. Sezdirmeden. Ve gün gelir o kirli o kanlı tahta oturturlar tahtta oturan tahtlarını başlarına geçiren değilmişçesine. Öyledir de artık o tahtta oturan tahtlarını yıkan değildir. Ancak yığınlara bu oturanın O Put Kıran olduğunu söylerler arsızca ve inandırırlar, öylesine mahirdirler inandırmakta. İnanmayanı, bu O değil diyeni ateşlere atarlar, çarmıhlara gererler ortasından ikiye biçerler put kıran adına.

Tanrılar bilir her put kıranın kendileri için taze bir kan olacağını. Bu yüzdendir her yeni put kıranı gördüklerinde belli-belirsiz bir sevinç içre oluşları.

Şimdi söyle nedir seni “kıskanılacak zamanlar” dedirten? Put kıranların put yontar kılınışı mı?

cemal çalık

8/3/2009

Aşk Üzerine Değildir


aşk üzerine değildir - cemal çalık

vadi yayınları, 1995 ankara

"Elinin yandığını hissedebiliyorsan, yüreğinin sıkıştığını, öfkenin kabardığını görebiliyorsan hüznüne sahip çık. Bütün bunları duymuyorsan, duyamıyorsan sen de onların kurduğu ve sürdürdüğü, sürdürmeye çalıştığı dünyanın bir bireyi olmuşsun demektir."

 

“Sürüden olma. Zamanı aralamanın ve ona hâkim olmanın yolu kendin olmaktır. Buçuklu, çoktan seçmeli dünyaların eşiğinden  bile uzak dur. Parsellenmiş ve süslü dünyalardan. Düşlere tutunacak kadar şaşkınım. İçimde öylesine kıyametler yaşıyorum ki dışa yansısa canlı- cansız her varlık saklanacak bir delik arar. Ben bu kıyameti yaşarken sen hep bir oyun içindesin. Çık şu oyun bahçesinden. Kaldırıp at her bir oyuncağı!”

 

“Hüznün bile taksitli olanı var biliyor musun? Taksitle hüzünler! Hüzünlere gerçek ucuzluk. En hakiki hüzünler bizim mağazamızda. Bu fırsat kaçırılmaz; beş hüzün alana bir hüzün de bedava. Mevsim sonu ucuzluk... Tescilli hüzünler... Vesaire"

“Selam uyaranlara! Selam ellerini eldivensiz koruyanlara!”

“Sözcüklerden ziyade eylemlerden oluştur dünyanı. Kimseyi olduğundan fazla görmeye kalkma! Gözlerini böylesi pervasızlığa alıştırma; bu da bir başka açıdan körlüktür.”

“Haklılığım ya da haksızlığım üstüne bir şey söylemeni istemiyorum. Dinle! Evet yalnızca dinle! Tepkilerimi, kaygılarımı, şikâyetlerimi yargılamanı istemiyorum. Yamalı bir yaşamın kıyısından köşesinden tutunmuş olmak için ve tutunmamak için bilediğim, bileyip kavileştirdim direncimin gün boyu vurgun yemesi öfkemi hırpalıyor. Bana depresyon üstüne öyküler anlatma! Şizofren vakalar da senin olsun. Buhranlı devirler üstüne resimler, grafikler de çizme. Yalnızca dinle!”

 

yanlış kulvarlarda koşanlara ithaf olunur. kafesinde ayna`yı kovan muhabbet kuşu`na-kuşlarına ithaf olunur. anlama merakında olanlara ithaf olunur. bir "şey"ler bulacağını zannedenlere de... zannetmeyenlere de. göçenlere-göçmeyenlere, geleceklere-gelmekte olanlara, gelecekte olanlara ithaf olunur. yetene-yetmeyene, aza-çoğa ithaf olunur. en çok aziz olsun okumayacaklar... sizleredir bu yazılar...