YENİ SİTEMİZ:57.SAYI VE SONRASI

« Önceki |

23/11/2009

Umut Adlı Yalnızlığa Zeyl

UMUT ADLI YALNIZLIĞA ZEYL

 

Acılarımı döktüm avuçlarına onlara iyi bak

Dizili adımlarla ölüm gerildi saçlarıma

Uğuldayan bir şey bu yalnızlık

Yamalı yorgunluklar kapımızda/

Telaşlı sözcükler gerili sözlüklerde

Bütün sözlükler aşkı Latince yazmaz elbet

aşk bir müntehir telaş gibi

modern kokan her şeyden ırak.

 

Korku bir yüz karası

Utandırıyor aşk, tarih öncesini bile

Yazacaktın müellifi istifham olan

Cevapları da…

 

Şair! alaycı ve delişmen mısraların var

Tutunduğun şey her ne ise

Bizden bişey..

 

Aşkları şiirler yıkıyor gibi

Boşluğa asılmış küf yeşili bir bakış

Bir çenginin ateşten sözleri

Rilke gibi naif ,sen kadar munis…

 

Şair!

Keder aşkın ikizidir

Kendi cümlelerinle asılacaksın,

Dar’ı hüzün olan sularla..

İzi çoğalacak yalnızlık dediğin her neyse..

Rüzgar dilinden sözcükler,

Hiç söylenmemiş ölümlere ulandı

Açıldı ölümün gözleri

 

Cennete gidecek vurulduğu an

Boynunda muska tutan çocukların.

Bütün hüzünler mümkündür

İnce belli bardağa değdirdiklerimiz

Dudaklarımızdaki ebedi sabah

Mümkündür gürültüsüz

Bir veda içinde fısıldamak aşkı.

 

Gün gibi diri acı dediğin

Ağulu bir ardıç kuşu

Yüzümüzü biriktiriyor gece

Silik, umarsız, gizil…

 

kefle yazılmış keder

içten içe çimlenen

memnu bir hayal bu öğrettiklerin

 

şair!

 

Sen vurmasaydın

bir yerlerde

Çocuk yüzüyle bekliyor olacaktı/

umut bizi/…

 

hikmet kızıl

15/10/2009

Fair Up!

FAİR UP!

Kim neye benzer bilinmez, kim neye öykünür

Kim neyin telaşında,bir şair neden küfreder mesela?

Ve sabah namazına neden geç kalır

En sufi telaşlar arasında…

Şimdi bize bir kelime gerekli

Kerim olan rabbimiz,

İşitip itaat edenleriz.

Kelime gerekli bize

Wertherin acısı için

Aragon için ve diğerleri için…

Korku biçilen kaftan şuara için

Duygular yıprak, hüzün eylül tadında,

En katran kelimeleri zerk eylemek üzre

Bir müntehir büyütüp durdum,

Yaşım ölümle daim kardeşken,

Şah damarıma sürdüm ol mahir kelimeleri…

Ölmeyip durdum işte bu acıydı…

Süreğen tüm fiiller adına

Mişli geçmişler adına

Ve -ecekler -acaklar için

Ölmeyip durdum oysa;

Kurgum bu değildi tahkiye anakronik…

“Evlerinin içi gurur döşeli “

Diye başladı şair, kelimeler kelimeler…

Karabasanlarla akraba kelimeler.

Oylumlanıp durur bir yere mıhlanmak diler

İlle uğultu, ille yalın ve kesif bir acı…

Yalan bir masal adına

Yalan şairler adına

Kelimelerin namusunu kirleten ey şarlatanlar!

Size sesleniyorum evet size,

Sen kartvizitinde şair yazan!

Ve sen ak kağıtları kirleten şaki!

Arzuyu tanrı edinen ötekinin evladı !

Zaman duracak ve duracak döngü,

Hesaplar adına lanet sana ve

Kelimeler adına defol buradan..

Kelimeler, inançsız bir adamın imanıdır

Koruyan ve kollayan bir silüetin remzi,

Ruhumu sarhoş eden her şey ,

Kör ateş, kadın aşkı, şehvet, tüm hesaplar!

Sokak sesli arzuların firarıdır.

Kelimeler evvelin ve ahirin…

Kelimeler intikamın küçük elleri

Yakanızda o kelimeler yakınınızda

Gelecek evet ,gelecek olan,

Çaresizlik eğrisi, gururlu mısralar…

Poetik bir sancı kör karanlık,

Hayat bağışlayan bir mısra,

Bulacak elbet sizi…

Kaptanı nuh olan elbet korkmaz denizden,

Bir firavunun imanı Kızıldeniz kadar umman,

Tuna kadar kederli, önyargı kadar çaresiz…

Evet bir çare !

şahdamarı kopmuş şiir, biçare

Telifi ödenmemiş hüzünler adına…

Nabzımı terletiyor işte şiir dediğim,

Şeyh galip şimdi galip…

Şiir inleyen nedim adına

Ey şuara, ey bez-mi şuara!

İmdi Allah aşkına FAİR UP!

hikmet kızıl

11/9/2009

Aşk Defteri

AŞK DEFTERİ …

                                                                                Dilemma için….

 

(sahra ,ben ve defter bir haftalığına. Aşk inzivasında…..)

 

Haykırmaktır içindekini …Yazıların aslı sen de  mevcut ise de kanıtı bırakılmalı aleme…okunmalı bu AŞK yürekle bu yüzden  seçtim bu defteri, bu defter sevgiliden bir parçadır; asla!!.. notların yazıldığı ucube  defterlerden değil… Eskiden mendil düşürülürdü  ya , naif sevgiliden yere, o mendil alınır  en değerli parça hükmünde kalbin üzerinde saklanırdı..

 

Her harfi AŞK kokan ,hüzün makamından notaları besleyen,Sabah meltemi kıvamında mutluluk kokan bir defter bu !..Sevgiliden…

 

Ah!! Sevgili….

   

Defterdir o işte!..… .hilkatimi zorlayan bir defter..Seni anlatan ,sana susayan Sen kokan sevgili ..Sen kokan  O defterin uhrevi bir tarafı vardır, eline alırken dünyanın en kutsal eserini alır gibi alırsın…AŞK meleğinden gelmiştir vahyin yazıtları…

 

“Arz-ı hal etmeye cana seni tenha bulamam
Seni tenha bulacak kendimi asla bulamam”

 

Sevgiliyi tenhada bulup aşkını ilan edercesine bir şeydir artık o defter.Asla masaya bırakmazsın, diğer arkadaşların göremeyeceği bir yere koyma dürtüsü içini alıp götürür. O dürtünün esiri olursun, bildiğin en mahrem köşeye koyarsın o defteri, emin olunca yerinden defterin, yani bildiğin en muhkem yere koyduysan, derinden bir oh çekersin ve gülümsersin…

 

Sen hayatımın imzalanası sayfalarısın ..beyaz kendi yazıyor AŞKı...”  diyor… Dervişim !!

 

-  AŞK ı yaşamakmış meğer..platonikte olsa doğru değil mi dervişim..??

 

-“Platonik aşk yoktur .ruhum ruhuyla buluşmuyorsa yarımdır. Aşk, ikinin bir olmasıdır, karşılık bulmuyorsa o aşk değildir..

 

-Belki de aşk yarımdır, tam olmamaktır, birinden bir şey beklemeden sevmek aşk değil midir bu ulvi bir şey değil midir?  dedim..?

 

“-AŞK dünyada elde edebileceğin en büyük makam”   dedi dervişim

 

-Aşkta, matematikte olduğum kadar zayıfım usta! Aşkı öğreneceğim sonunda sanırım..

 

- AŞK öğrenilmez yaşanır… buyurdu dervişim..

 

Defter evet! O deftere sevgilinin eli değmiştir kokusu sinmiştir, koklamak, o kokuyu en derine çekmek istersin; ama korkarsın…

Mahremliğine dokunmaktır..Kendi gözünden sakınmaktır..Heveslerini dahi gömersin toprağa , beyaz sayfaların yazacağı AŞK ın hatrına… 

 

Cennetten kovulma pahasına olsa da, sevgili için o elmayı getiren Ademce cesaret kuşatır yüreğini…

 

Koklarsın… Cennetten bir koku alır ciğerlerin, yetmez bir daha koklarsın, dünyanın en güzel kokusudur o, başkasının koklamasına tahammülün yoktur fakat başkası koklarsa, o kokuyu alamaz bundan da eminsindir..

 

Dünyanın en güzel defteridir o, nakış nakış senin için yazılmıştır,

O an Karunun hazineleri senindir…

 

Aklın alır âşıkın neşve-i humâr-ı aşk
Gecesi gündüz olup doğar mihr-i yâr-ı aşk

 

Gece gündüz birbirine girer, günler kovalar birbirini. Defteri geri verme günü yaklaşmaktadır. Hayır hayır! Defteri verme günü değil, Yusuf’un kuyuya atılışıdır o an, sevgiliden ayrılma günü, ıstırap tarlalarında korkuluk olmaya yaklaşma günü…Hiç bu kadar çaresiz hissetmemişsindir.

 

“Şirler bile pençe-i kahrımda olurken lerzan
Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek”

 

O an gelir, zebun halde verirsin defteri. Bir hafta sevgiliyle aynı evde, göz göze olmuş kadar mutlu olmuşsundur oysa … Ama yine de ayrılık gelmiştir…

 

Âh mine’l-aşkı ve hâlâtihî

Ahraka kalbî bi-harârâtihî

 

Defteri verirken elin titrer, kalbini verir gibisindir. O an içindeki bütün organları dışarı kusmak isteyen bir duygu kaplar içini.

”Bu defter bana da ait” sorguları zorlar beynini..emanetin dönüşünde..

 

Teşekkür edersin ,büyük bir dertten kurtardığını söylersin; fakat hepsi yalandır. Aslında notları hiç okumadığını bilirsin, sadece onları koklamışsındır…

 

Gözlerine yaşlar hücum eder, ellerinde yine o defter vardır. O an dursun dünya istersin, sonsuza kadar öyle kalmak dilersin fakat zaman acımasızdır.

 

Göz açıp kapayıncaya kadardır, defter geri verilmiştir….

 

Bir hüzün bütün ağırlığıyla çökmüştür kalbine dayanılmaz bir hicran yarası almıştır kalbin, koskoca ordun yenilmiştir….

Sen o ordunun kumandanı, zebun olmuşsundur o gözleri ahu olan sevgiliye…

 

Mecnun ile bir mektebi-i aşk icre okuduk 

Ben Mushafı hatmettim, o Leyli'de kaldı.

 

(Derviş ağlamaya başladı burada)…

 

Kader ağlarını örmektedir kaderin işi budur sızlanmak boşuna …O ağları hep aşıklara örer…

Bir gün bir başkasının elinde görürsün o defteri, evet o defterdir yanılmış olman mümkün değildir…

 O defteri başkasının elinde görmek bir dağ kütlesinin üzerine yıkılmasıdır. İmandan inkara kaçmak gibi ,vahdetten kesrete düşmek gibi, bekadan fenaya yuvarlanmak gibidir…

Aşk mıdır ki bu Muhibbî sinesine dağ vurup
Ahir anın gözleri yaşını derya eyleyen…

Hüzün yıkılmaz Bir kale gibi otağ kurar benliğine , sarılırsın kendine, yaralarına…ama sabredersin.  Bir yaradır bu.. ..Eyyup o yaralarla aşkı buldu sonuçta…

Hayır derviş !!!hayır!! morallenmek yasaktır ruhuma…

“Hüma kuşu yere düştü ölmedi

Dünya Sultan Süleyman’a kalmadı

Dedim yare gidem nasip olmadı

Ağlama gözlerim Mevla kerimdir”

Aşk diri bir öfkedir. Uğultusu tinin derinlerinde sürekli yankı yapar. Yankılandıkça hışmı artar aşkın. Dinmez. Deli yağmurda -saçak altında- bekleyen insanların kesilecek bir yağmuru vardır ,ama Aşk kesmez kendini.

…Dinecek deli bir yağmurdan -saçaklar altında, ağaçlar altında,Korunmak ne kelime …ISLANMAK’tır... Aşk’ın bulutları başka, yağanı başkadır…

En korunaklı yerdesin ..En dayanılası…Sevgili’nin yüreğinde..,

Dervişim..!.

Güneşin hükmünde hangi güne sığınsam gece gölgeliyor ..karartıyor.. ve artık sukut oluyor yoldaşı  gecenin..Kumsaatinde yolculuk eden uçurumun kenarında ki  aşkların kafa tutması niye??

---Tufan ..tufan çığlıklarla direnebilen ve felaket sonrası ayakta kalabilen "bir  insan"
Yerde yatanlardan olmaman “Haykırma” imkanını veriyor….Sevgini…

AŞK omuzlarında gezdireceğin gönüllü rızalık apoletleri değildir…Direnme halidir..

Diyelim ki yok böyle bir çığlık ve diyelim ki güneş hep alnımızın çatından vuracak bizi her sabah...

Gece hiç düşmeyecek aydınlık yanlarımıza….

Eee, “sorgu melekleri” bırakacak mı Senin yakanı..?Sonun da kıyamet kopacak elbet..
Ne yani kanamayacak mı  AŞK defterini tutan ellerin ?

Belki...Bir ihtimal...Sanırım namümkün...

Sana küçük bir sır vereyim mi??Muhanneti uzak tut ruhundan…Ve defteri elinden HİÇ…bırakma!!Bırakırsan bitersin…dedi ve kayboldu dervişim..

 

Gözlerimi açtığımda yanımda SEN vardın….Bir de bağrıma sımsıkı bastığım AŞK defterim…..

 

hikmet kızıl

14/6/2009

Sır

       Sır

 

Sana bir sır vereyim

Sadece düşüncede kalmalı intihar

Aztekli rahipler kadar dingin değilim

Cesaret kınında altın kaplı bir nesne sadece…

 

Gayrı usandım

Yaşamak teyemmüm tadındaysa

Destinde ab kirleniyorsa

Gayrı gitmek elzem..

 

Gitmek.. fakat nereye?

Siyah gözlüklü kadın,

Pelerini kirli adam,

Sokak sesli dilenci,

Fahişe yüzlü şehir…

 

Gitmek fakat;

Beş parasız.

kemikleri sayılan hayatın,

Orta yerine kusarken

Şafak ayinlerinde müntehir telaşlar..

 

Susku…!

payıma düşmesinden korktuğum…

 

Hayır, telaş istemiyorum!

Dingin ve kararlı Aztekli rahipler

Biraz yanılsama,

Biraz sanrı,

Son bir sigara ve kül…

 

Sana bir sır vereyim

Tanrı benden yana…

Nietsche bilmiyor bunu

Camus intiharı eşik kıldı

İntihar gedikli bir uğrak sayıyor ruhumuzu

Ya da dur durak bilmez tonla zırvalık..

 

Sana bir sır vereyim

Şarjı bitiyor yaşamak dediğin her neyse.

Ötenazi hakkını kullan

Meşru olsun, olmasın,

Aklın karnında yaşama…!

 

Ölene dek özleyecek ölüm bizi

İyisi mi közlenmiş bileklerimizden

Islah olmak fütursuzca…

 

Tanrı seni biliyor.

Kimse kendini bize adamayacak

İyisi mi her yıldız için bir gök bulmak…

 

                                hikmet kızıl

11/4/2009

Aranızda Günahsız Olan Ona İlk Taşı Atsın!

“Aranızda günahsız olan, ona ilk taşı atsın!”

Kurtarıcılar çekip gitmeli hayatımızdan bıktım kendimi yaralı bir serçe gibi sırtımda taşımaktan.. Tam da bu noktada “canınız cehenneme” !  diye bağırmak geliyor içimden.. Herkese değil her keseye uygun olmalı cümlelerim, büyük düşünüp küçük harflerle yazıyorum sadece… Bunu görmeli eleştiriyi çatal dillerinde hayâsızlığa dönüştüren yeni yetme, üçüncü hamur kağıt müsvedde şairler!

Sert sessiz harflerle donatılmış bir yalnızlıkla elimde hiç kullanılmamış kelimeler vardı.

“Habil'den bu yana kan kaybeden kimliğimizin kenarlarına düşülmüş notları toparlayıp yazıyorum duruşumuzun şeceresini saman kağıtlara.”

Sert sessiz harflerle susuyorum bu kez…

Şimdi bakın sayın baylar bardağın yarısı dolu yarısı rüya…

Anlatıcı olarak sözü en ince yerinde yakalamak benim görevim,kayıp kelimeler, eksik dizeler hep bir telaşla geliyor dilime..

Şu an kendini nisan sayan bir hazirandayım.. hayatımdaki yitiklikleri sıralıyorum başucuma, önce benliğimden aşırılan umutları koyuyorum ilk sıraya, daha çok şey var sıralanacak ama korkuyorum bir bir sıralamaktan…

Sonra yabanıl düşlerde çocukluğum girdi sıraya, çemberim, futbol topum, Eskimo satan Hasan Amca. Sanayiden birileri…

Her şey bir rüya gibi sokuluyor düşlerime, uyanıkken rüya görmek korkutuyor beni…

Sonra bir sürü kitap, önce:   “pastoral bir senfoni”yle açılıyor perde “dar kapı” yol veriyor bana ”kendini devrimci yetiştirmek” istiyor çocuk, “dine karşı din”le cevaplamak gerek bu “ideolocya örgüsü” nü,”gün doğmadan”  “doğunun yedinci oğlu”yla “çıkış yolu” arıyoruz. “ diriliş neslinin amentüsü” nü sıkıştırıp koltuk altımıza “bu ülke” nin mağaradakiler”ine bakıyoruz “ bir dünyanın eşiğinde “kırk ambar” var açılacak…

“Toparlanın gitmiyoruz” diyor şairin biri, sonra “bilinç bile ilginç” diyoruz. Bu süreçte   bir Yusuf masalı”na tutunuyoruz. “ Cuma mektupları” geliyor durmadan “erbain” ile anlıyoruz “faydasız yazıları”  “bakanlar ve görenler” farklı insanlar…

Anlatıcı olarak susmak yakışmaz, unutmak istediklerim var hatırlamaya değer görmediğim bir sürü ayrıntı…çiçeklere su vermek,çayı demlemek.daha çok susmak,daha az söylemek, bunlara da teferruat deniyor ama ben buralarda bunlarla kalmak istiyorum yani nostaljik bir hava estirmek hatta hep nostalji solumak…

Şimdi nedir bizi bunca karmaşa içinde atıl bırakan yılgınlık?

“Yılgınlıktan ilenen dilekçede mührüm yok

Kavgadan yüz geri eden teskeremi ben yaktım”  

Kurtarıcılar çekip gitmiyor hayatımızdan, bütün iğrençliklerini üzerimize kusmaya devam ediyor hayat…  En hayta yanlarımı alıp çıkınıma bir süre yorgunluğumu giderme fikrindeyim. Kitaplarımı alsam yanıma yine olmayacak…  Kitap ve demli çay olmadan hücrelerim herhangi bir atraksiyona vize vermiyor, “düşüncelerim sancıyor” desem Türk dil kurumuna inat bir Türkçeyle bir cümle daha var ederim korkusu taşıyor beni.

Şairliğimi yani en esmer duygularımı alıyorum yanıma, bir süre dut yemiş bülbül makamında susarsam beni rahatsız etmeyin lütfen, cep telefonu kullanmadığımı da belirteyim. Yani herhangi bir iletişim ucubesiyle beni aramayın. Ben şimdi yalınayak bir duyguyla kendimi, kentimin ücralarına atıyorum, kurtarıcılar çekip gidince döneceğim, sakallarım uzayacak belki saçlarım uzayacak…

Çünkü biliyorum ki hiçbirimiz bir aşkı hak etmedik…

Hayatımızda büyüyen boşlukları gittikçe büyütmekten başka bir şey yapmıyoruz, sayın yazar dostlarım..

İyisi mi susun artık lütfen, bunca gürültü neden? İyisi mi susalım artık lütfen…                                                                             

hikmet kızıl

8/3/2009

Çok Sesli Bir Konçertoda Cİnayet

ÇOK SESLİ BİR KONÇERTODA CİNAYET…

 

Bir kapının ardında hep bir şeyler bekleyerek tüketeceksin ömrünü.Doğumunla ölümün arasında geçen zamanı tüketerek hoyratça, hep bekleyerek tükeneceksin.Zaman keskin ve acımasız bir bıçak gibi tüketecek sana ait olan ne varsa…Kendin büyüttüğün ve semirttiğin egonun esiri olacaksın.. Firavun saraylarındaki itaatkar hizmetçiler gibi hizmet edeceksin egona..Ve tükeneceksin… Çürüyeceksin…

Bütün hazineler sen de gizliyken hep dışarıda arayacaksın hazineleri.. Uğrunda canını vereceğin bir kadının bile olmayacak. Eylül gecelerde dünyanın bütün okyanusları kadar güzel olan kadınının gözlerine bakıp bir tek mısra okuyamadan tükeneceksin.. Hayat seni tüketecek…

            Kendi zifiri karanlık zulmetinde Karun misali boğulacaksın..Tek bir çocuk sesi duymadan, bir çocuğu sevmeden, dahası sevmenin ne olduğunu anlamadan tükeneceksin..

Modernle gelenek arasında gidip gelecek, ne modern olabilecek ne de geleneği yaşatabileceksin.. Sen yaşama yabancısın aslanım!,kendine yabancısın ,gerçeğe ,hakikate yabancısın.

Hiçbir yerin yerlisi olamayacaksın,içinde büyüttüğün ve daha ne olduğunu bilmediğin modern bir dine iman edip kaybolacaksın..hem kendine hem dünyaya yabancısın…İhtiraslarının kurbanı olacaksın…

            Hayatın boyunca aşkın ne demek olduğunu öğrenemeyeceksin. Bir aşk için bir ömür verenleri anlamayacaksın. Senin dinine, finans lehçeleri hakim olacak, bir o dili anlayabileceksin ve o dille tükeneceksin.

Hayatın boyunca kazandıkların, az kar getireceğinden korktuğun ticaretin, hoşuna giden evler, sırça sarayların, fildişi kulelerin, yeşil sarayların, daha sevgili olacak, en sevgiliden… Tükenmeye mahkûm olacaksın…

Bir kapının ardında hep bir şeyler bekleyerek tüketeceksin ömrünü…Çürüyeceksin..

Göğüs kafesinde çarpan şey bir et parçasından başka bir anlam ifade etmeyecek senin için..Yürek nedir ve bir aşk için nasıl çarpar anlamayacaksın..

            Gözyaşı akıtmayı, hüznü yaşamayı, yağmurda ıslanmayı bilmeyeceksin, bileni anlamayacak, anlayanı görmek istemeyeceksin…

Metropol denilen beton yığınlarında kendini güvende hissedecek gökdelenlere yaslayacaksın sırtını.Tutabileceğin sımsıcak bir el olmayacak, sarılabileceğin ,omzunda ağlayabileceğin biri asla olmayacak yanında..Senin hayatın hep kazanmak denilen bir oyunda ebe olacak..Oysa kaybeden olunca tüm kazançlar hüzünlüdür. Bunu asla bilemeyeceksin… Fedakarlık, diğergamlık ve empati gibi kelimeler senin sözlüğünde kendine yer bulamayacak… Bir kapının ardında hep bir şeyler bekleyerek tüketeceksin ömrünü… Çürüyeceksin…

Hep kazanmak, daha çok kazanmak için kavga edeceksin, ama bir aşk için asla kavga edemeyeceksin.Bir aşk için kavga etmenin onuruna ve tadına eremeden tükeneceksin..

Senden yasak meyve isteyen bir kadının olmayacak, cennetten kovulma pahasına ona yasak meyve getirme yürekliliğini asla gösteremeyeceksin. Çünkü sen aşka yabancısın, kendine ve hayata olduğu gibi. Ve çünkü sen rakamlara inanırsın, sayısal gerçekliklere, rantabl olana, finans lehçelerine… Hayatının doğruları bunlar senin..

Hep bakacaksın ama asla görmeyeceksin, bakmakla görmenin farklı olduğunu asla anlamayacaksın…

Hep bir buz parçası gibi soğuk olacaksın, için kor alevler gibi yanmayacak… Asla aşkı öğrenemeyecek, hayatın kalbine dokunamayacaksın.. Uğruna geleceğini mahvedebileceğin, akıl hastanelerine, mahpushanelere düşeceğin bir aşkı tatmadan, bilmeden,tükeneceksin..

Ölüm seni kuşattığında sen hayatı düşüneceksin,hayaller kuracaksın, hayatındaki uçurumlar gelecek gözlerinin önüne, hayatta yaşamadığın bir çok güzellik olduğunu asla ve asla bilemeyeceksin…korkacaksın, kendinden bile korkacaksın korkularını yeneceğin, sığınacağın bir limanının olmadığını dehşetle fark edeceksin ,bir şeyleri eksik yaşadığını anlayacak ama asla neyin eksik olduğunu öğrenemeyeceksin..

Hep Sezarı sevecek ama Brütüsü oynayacaksın, kazandığını sandıkça yenileceksin ve yenilgilerinden kuleler yapacak onlardan medet umacaksın… Nankörlüğü, ihaneti, cinayeti bilecek merhameti tanımayacaksın…

Bir kapının ardında hep bir şeyler bekleyerek tüketeceksin ömrünü. Çürüyeceksin.. Hayata, gerçeğe ve kendine hep yabancı kalacaksın, en korkunç savaşı kendi içinde yaşarken tükeneceksin… Çürüyeceksin…

Sen kendi elinle yaşattığın,beslediğin ihtiras dinin maktulü olacaksın ..ortada bir cinayet olacak ama cani  sen olacaksın ,maktul de sensin…Herkes cinayeti konuşacak ama seni değil…Cinayeti konuşanlar aslında seni konuşuyor olacaklar ama bunu bir tek sen bileceksin…Ve artık tükenmiş, çürümüş olacaksın …

 

hikmet kızıl

9/2/2009

Gibi Gibi Yaşıyoruz Abiler

Gibi gibi yaşıyoruz abiler!

 

Oysa zaman sessiz ve uysaldır, huzur ister, güneşin altında döşeğine uzanıp yatmak ister."

(E. Scheurmann)

 

“damdan düşer gibi köşeye sıkıştırılmış yumruk yer gibi zamana dair söylenir gibi kendimden kendime serzenir gibi buradan oraya gizlenir gibi dışımı içime bastırır gibi herşeyi masada bırakır gibi sessizce duvara yaslanır gibi duvarda bir delik açılır gibi deliğe devrilip b-izsizlik gibi.”

 

Gibi gibi yaşıyoruz abiler, kalbimiz temiz gibi yapıyoruz hep mesela, art niyetimiz yokmuş gibi davranıyoruz mesela, çok çalışıyor gibiyiz, çok yorulmuş gibi, çok yorgun gibi, çok biliyormuşuz gibiyiz hepimiz, çok derin düşüncelerimiz var gibi…

 

Gibi gibi yaşıyoruz abiler…

 

Dahiymişiz gibi yapıyoruz örneğin, çılgınmış gibi davranıyoruz, memnun görünür gibiyiz bazen, ve bazen de dünyanın bütün dertleri bizimmiş gibi yapıyoruz.

 

Seviyoruz gibiyiz, veya aşıkmışız gibi, okuyor gibiyiz bazı şeyleri, bazı şeyler gözlerimizden okunuyor gibi veya bir başka gözden okuyor gibiyiz görmek istediklerimizi, dünyayı anlıyormuş gibi yapıyoruz, siyasetten anlıyor gibiyiz mesela…

 

Şiirden anlıyor gibiyiz, şiir yazıyor gibiyiz, yaşıyor gibi yaşıyoruz gibi…

 

Zaman geçiyor ve biz gibilerle yaşıyoruz abiler…

 

Ne vakit yaşamak gibisiz düşerse ellerimize o vakit gerçekten yaşamış varsayacağım bizi…

“yaşlandık da ondan mı susarak katlanıyoruz her mutsuzluğa bölüyoruz dakikalara bir hiç oluncaya kadar bölüyoruz onu bölüyoruz yani bütün mutsuzluklara “

“pekala ölebilirdik en anlamsız yerinde hayatın
elimizde fotoğraf makinaları aşka doğru bakarken
pekala dönebilirdik en anlamsız yerinden hayatın
cebimizde tren biletleri
sırtımızda terli bir gömlek
kurutucu bir yolculuğa hazırlanırken”

pekala yaşayabilirdik oysa gibilerimiz olmadan…

içinde kâh yüzerek kâh debelenerek kâh rastlanması olası bir tahta parçasına tutunarak hayatta kalmaya çalıştığımız koca bir deniz sanki zaman. hiç bırakmamak gerekiyor, bıraktığında batıyorsun/boğuluyorsun/çekiyor en derinine seni …

burada susuyorum abiler herkes içine dönsün….

hikmet kızıl

30/11/2008

Merhaba

Merhaba…

 

Mor kâküllü akşam...

İnce buğulu sabah...

Çocuk yüzlü ihtiyar...

Dingin bir sessizlik...

Duman duman hüzün...

 

Seni hatırlatıyor bana akşam alacası, bir serin rüzgâr leyli hışırtılarla geçiyor içimin ilkbaharından.  Ellerinde kaldı yüreğim, ellerinde kaldı yaşamak, ellerinde kaldı bir buse sevda, anladı yeryüzü; sevilse böyle sevilir....

 

Düşlerimin ortasından akıyor hayat denen ırmak, bu yüz, ayın şavkına durmuştur sevda adına, ayı öpüp geceye sarmıştır, zail olmuştur gecenin karasına...

 

Kelimeler yorulup kenara düşüyor, söylenmemiş şiirlere kalıyor anlatılmak, heyhat ki ne söylense kar etmiyor, mecruh bir aşka lügatler aciz kalır biliyor bunu şehrin şuarası, bu yüzden susmak denen atlarına binip kaçıyorlar bir bir...

 

Ben şimdi ağlama makamındayım, içimden geçiyor suzidilara, hüzzam şarkılar... Ben bu iskelenin şairiyim giden gider, ben kalırım, bir mühür gibi hurucumda taşırım bütün hüzünleri ki hüzün en çok bize yakışır...

 

Yeni künyemize hüznü de yazsın yazıcılar, abes bulsun tüm acıları kayıt tutucular, ezberlenmiş hayatları yeniden yorumlasın, kalbimizin bütün kapıları varsın kilitlensin bad-ı sabaya...

 

Fakat duyun ey yazıcılar ve ey şuara ! Bir bahar şenliği kurulacak yüreklerde, kalemi kırılmışlar gelecek açılacak perde...

 

Şimdi düşlerin kırılmış aynalarına dokunuyorum. Yalnız bir yıldız gibi doğuyor kalbim, müntehi şiirlere kazınıyor yaşamak ve müntehir şarkılarda yer alıyor sevdamın en iri puntolu kelimeleri...

 

Sevda dedim bilir misin?

 

Ölüm gibi bir aşkın gözlerinden öpmek,

Ve solumak derinden en safran acıları,

Ölürken dirilebilmek,

Her dem doğmak yeniden...

 

Kapanıyor gecenin ağır kapısı, soluksuz yaşamak hep bana kaldı... Adın dilimde, aşk külrengi bir kederde..

 

Seni hatırlatıyor çiyleri eylüle çalmış bu kentin geceleri....

 

Issız bir kentin yağmalanmış kalbinden sevdanın burçlarına merhaba....

 

                                                          hikmet kızıl

21/10/2008

Üçleme

      üçleme

 

  I.


çöle sürdüler sürmeli gözleriyle
vayeyla içre; Ebuzer güllerle örtün!
ölümü hüzne gömün
yüzümü şehre...
güllerin yankısında/ aynımda ayna
durulsun diye kelimelerim
çehrem soldu elveda...

II.


bana hüznünü göster,
beyaz harmanilerle dolanan gençliğimi.
esrik bir sanrıyla
uçuk bellekler,
susuyor suyun "su olmak" sesine
suya perçin vurulmuyor,
gönül sensiz durulmuyor,
durulmuyor zifiri kara geceler..
derin bir belleğin kaygısıdır içimde
aynalardan bile siliyorum kendimi
bana hüznünü göster;
kükreyen bir hece olayım
harf harf dolayım Sevr'ine
çölün tılsımını aşina kılayım
bana yüzünü göster...

III.

ikidir yalınayak
yeknesak bir yalnızlık
yekinir yerinde yellerin
yorulur,yorulmak yineleyen,
yorgun yiğitler...

 

                                  hikmet kızıl

 

aykIRI EDEBIYAT     ekim’2008  SAYI:49

h-aykIRabilenlere…

SAHİBİ: OKUYUCULARI

hüseyin karacalar, murat koçak,

emrah ayhan, ahmet uysal, eren okur

hikmet kızıl, yunus emre tozal,

meral özcan, izzet koçak, mehmet davut özdal

 

adres: gümüş küpe sk. No:5/6 beyoğlu-ist.

emrahayhann@hotmail.com   metahcakko@hotmail.com 

SAYFALAR DOLUNCA cIKAR, KAFA KONFORUNU BOZAR

10/6/2008

Şairin İntiharına Günce

 

ŞAİRİN İNTİHARINA GÜNCE

 

1.gün:

Bugün karanlığın kollarında kanadı kırık bir Yusufçuk kadar yalnızım.Adanmış yüreğim var,izbe odalardan yarınlara çağlayan, küf kokulu mahzenleri umutla yıkayan,ak pak eden bir yürekle yalnızım..

 

2.gün:

Beklemekteyim, ağıtlar raks ediyor odamda, söylenecek sözüm var lakin suskulardayım. Sözüm bir sevda için, bir de aşka dair… Şiirlere dökülüyor duygularım. Sevgi kadar yakınındayken şiirin, ayrılık kadar uzağındayım.

 

3.gün:

Ağlıyorum. Kedersiz bir gün düşlüyorum, hüznümü duvarlara dokuyorum. Ne hain gece soruyor halimi ne de pusatsız bir ölüm… İçimdeki sızıların ritmi artıyor. Biliyorum bir yalnızlığa mahkûmum bir de aşka…

 

4.gün:

İçim lalezar. Bir ömre bedel sevdalar var içimde, mısralara umutlarımı yüklüyorum, suskumu hıçkırıklara gömüyorum, çayıma şeker yerine susku atıyorum…

 

5.gün:

Şehir uykunun koynuna gömülürken ben tutkuyu eritiyorum yüreğimde. Beyhude değil sabahı bekleyişim. Mühürlenmiş umut kapısıdır yüreğim ama yine de bir korku var üzerimde bir şairin intiharından korkuyorum.

 

6.gün:

Anlamını çözemediğim bir çelişki var. Bir şairin cinneti karasızlıktır belki… Tenha sözler sarf edip boşlukta sallanan şairin mısraları öksüz mü kalır?

 

7.gün:

Unutulmuş sevgilerin kelimeleri dolaşıyor parmak uçlarımda. Zamanın ağırlığı damarlarımda gezinirken tetiğe dokunuyor parmağı şairin ve baktığı her yerde izlerine rastlıyor aradığı yolcunun…

 

8.gün:

Hesaba çekiyorum mısralardaki karmaşıklığı, gözyaşlarıyla ıslatıyorum, sırılsıklam kalıyor mısralar…   

 

hikmet kızıl

 

www.aykiriedebiyat.blogcu.com

 

Sayfalar Dolunca Çıkar,Kafa Konforunu bozar

 

FATİH- Ağaç, Sıla, İnkılâp, Vefa Kitabevleri, hoca üveys Kütüphanesi, Bilim ve Sanat Vakfı, Özgün Yay.

ÜSKÜDAR-Kaknüs, Yedi İklim, Zen, Üsküdar Kitabevleri

SÜLEYMANİYE-Ağa Kapısı, Kocav Kitabevi

TOPKAPI-Akabe Vakfı (Denge Yay.), Edirnekapı Erkek Öğrenci Yurdu

BEYOĞLU-Yeşilçam Cafe (Emek Pasajı), Simurg K.evi

YILDIZ TEKNİK ÜNİV.-Fen-Edebiyat Fakültesi ve Sosyal Bilimler Fakültesi Koridorları

ANKARA-Vadi Yayınları

İZMİR/BUCA- Buca Eğitim Fakültesi (Edebiyat Öğrt. Böl.)

KONYA-Nöbetçi Fotokopi (Rampalı Çarşı), Enes Kitabevi, Kitap Dünyası

KONYA/EREĞLİ-Ereğli Kitabevi, Nesil Kitabevi

DENİZLİ-EğitimBir-Sen, NT Mağazası, Yaprak Kitabevi

BURSA- Seriyye Kitabevi (Kitapçılar Çarşısı)

SİVAS- erguvan sahaf

SAKARYA-İksir Kitabevi, Radyo Hilâl, Tozlu Sanat Evi

SAMSUN- NT Mağazası (Kale Mah.)

ORDU/ÜNYE- Ender Kitap-Kırtasiye

DÜZCE- Zirve Kitabevi

ADIYAMAN/Kahta-Öncü Kitabevi

Mardin/Kızıltepe- Kampüs Kitap Kırtasiye

ŞANLIURFA/SİVEREK- Akademi Kitap Kırtasiy