Bir İntiharın Peşinden Koştum
bir intiharın peşinden koştum
Bir intiharın peşinden koştum…sarhoştum.
Üzerimde bir kalp taşımaya başladığımı anladım ilkin. Bir anne şefkati ile kollarını açmış dut ağacının altında kirli parmakların arasından yuvarlamaya çalıştığım dünya idi misketler. Yamalı çorapların üzerine giyilen yandan ilikli naylon ayakkabı heyecanıydı. Kan kırmızısı akan bir akarsuyun çevresinde gökdelen gibi yükselmiş söğüt ağaçları. Her günün başlangıcında temiz elbiseler giyip, akşama toza toprağa bulanmış halde dönmek eve. Giysilerin ceplerine dolmuş bir avuç toprağı, bir avuç dünyayı atan annenin tadına doyulmaz fırçaları. Yaşamın gayesi bir plastik futbol topunu ayaklarımda daha fazla sektirebilmekti. Fırından yeni çıkmış burcu burcu kokan ekmeğin hala hissettiğim kokusu… Dünya ne kadar küçük, sevinci ne kadar büyüktü.
Bir intiharın peşinden koştum… çocuktum.
Bir intiharın peşinden koştum… kokuştum.
Üzerimde bulunan kalbin çalıştığını anladım. Hafif kıvrımlı saçları ile bir çift ela gözü ruhuma mühür etmiş vefasız senide unutmadım. Sabahın alacakaranlığında uçarcasına koştuğum, tebeşir kokan gri renkli okul, üzerine hayatlar kazınan kahverengi sıralar değil, sendin. Her gün bir defteri, kitabı unuttuğum lakin annemin özenle yetiştirdiği rengarenk karanfillerden bir tane kopararak, hiç unutmadan özenle kucakladığım duygularımla birlikte düş-tüğüm okul yolu. Son zilin çalmasıyla birlikte narin adımlarla yanımda beliriveren mavi öğrenci forması ve ahh! O hapsedici gözler. Birlikte gökyüzünde yürüyerek bir solukta tüketirdik otobüs durağına varan uzun yolu. Halk otobüsü penceresinden son bir bakış, hafif bir gülümseme görmek için beklediğim, asırlık, yarım saate yüklediğim hayaller.
Bir intiharın peşinden koştum… tutuştum.
Bir intiharın peşinden koştum… kavuştum.
Fırtınanın önüne katıp götürdüğü çalı yumağına dönen kalbimin niçin attığını anladım sonra. Tüm melekler secde etti önümde, ben İblislik etmedim. Karanlık ve çıkmaz sokağın aydınlığa açılan duvarları yıkıldı. Çevirirken insanlık tarihinin sayfalarını bir el uzandı ötelerden, tuttu elimi. Binlerce melek girdi kollarıma, binlerce yılın türküsünü söyledik hep bir ağızdan. Hicret coşkusuyla terk ederken benliğime ait kenti, dönüp ardıma bakmadan, soluklanmadan kızıl çöl güneşini yudumlayarak kendime ulaştım. Anladım, eliften başlayan serüveni Sevgiliye ulaşarak tamamladım.
Ahhhh…şk! Ahhhh…şk! Ahhhh…şk!
Bir intiharın peşinden koştum… sarhoştum.
murat koçak