YENİ SİTEMİZ:57.SAYI VE SONRASI

« Önceki |

10/5/2009

Kim?

KİM?

 

Bir yerlerde kaybettiğim, zamanın bir yerinde yitirdiğim ya da birilerinin alıp götürdüğü… Ben mi çaldım ömrümden, yoksa giden mi paketlerce taşıdı hayatımı?

 

Hırsız kim?

 

Habersizce mahremime yerleşen, içime keyfince dokunan yabancı! Uykularımı çalan, nefesimi yoran yalancı!

 

Suçlu kim?

 

Ay vakti dokunuşlarında, yıldızlara gönderilen sözleri, şahsıma özelmiş gibi kana kana içerken, düşmekte olduğum kara delikten habersiz benliğim… Yokluklarla beslenen, hiçlere ova, verimli ruh boşluğum!

 

Giden kim?

 

Ulaşmaya çalıştığım Samanyolu, küçücükten beri öğretildiğim ışıklı yol… Kaybolduğum, karanlığın ortasında gözümü kör eden aydınlık… Özlediğim, geceyi güne bağlayan ilahi sıcaklık…

 

Susan kim?

 

Sözlerini ezberlediğim, şiir sesinde yanılsadığım, hain… Sevdaya hükmeden, yüreğimi hançer misali savurduğu nazarıyla delip geçen, melun!

 

Duyduğum…

Kustuğum…

Yolunda yorulduğum…

 

Kimse kim!!

 

nur figen feslioğlu

30/11/2008

Ekle


foto: mahmut elegel

 EKLE

 

Her dağa diklen; yükseldikçe hırslan, zorlaştıkça güçlen. Düşe kalka acıyı kanıksa. Yaralarını görmezlikten gel. Bir gün karşına çıkacağına inan; aşamayacağın doruğa diz çökeceğin günün yarın kadar yakın olduğunu anlat kendine… Ulaşılmazla karşılaştığında, onun kölesi olacaksın, istediğin de bu; sabret… Seni alması için yalvaracağın o ana kadar…

 

Bekle…

 

Engebeleri düz et. Yorulamazsın, daha değil. Hep ilerle; daha hızlı, daha bilgili, daha azimli. Durmaya, kaybetmeye, dinlenmeye vaktin yok; o güne kadar da olmayacak. İyi belle bunu, yaz aklına uzak sonu. Ardında büyülü sevdalar bekleyen, buluttan halesi olan o zirveye ulaşacağın ve geçemeyeceğin günü düşle. O adımın son olacağını ve sonrasında sadece dinginliğin var olduğunu…

 

Belki…

 

Yolun bir yerinde yorulacaksın. Bir başına kafa tuttuğun hain efradından yılacaksın. Her düzünün, ters yüz edildiğini gördüğünde, aklın şaşacak. Doğrunda direnmen zorlaşacak, takatin kalmayacak. Anlam dolu diye bildiğin denizlerin, susuz kalacak. Direnecek, devam edeceksin, başka çaren yok. Kuru daldan yaprak yeşertecek, çorak topraktan su fışkırtacaksın. Yıkımları görmeyecek, hayaletleri duymayacaksın. Yürüyeceksin, hiç durmadan, yolunu kaybetmeden…

 

Yarın…

 

Bir cenin henüz… Doğup doğmayacağı, rengi ve tadı belirsiz; boş kuyu… Yokluğunda öğrenmeyi özleten, bilmediğin lisanda yazılmış bir kitap. Tohumun göğe uzaması kadar mucizevî… İçinde sakladığı sırlarla, belirsizliğin ilk adı… Tıpkı ulaşmayı umduğun o dağın arkası kadar, uzak. Gözlerini kapattığında, ebemkuşakları kadar karışık ve büyülü görünen, gerçekte acı kahve kadar koyu ve sert. Ve yok…

 

Bugün…

 

Varsın. Cansın. Nefessin. Günün içinde an, anın içinde yamasın. Yoksunluklarını düşünme şimdi, özle sadece… Dinle, kulağına hoş gelen her sesi… Söyle, doğruyu anlatan cümle cümleyi… Oku, sana seni anlatan her satırı… Sonra mı?

 

Sadece yaşama eklen ve bekle!

 

nur figen feslioğlu

14/4/2008

Mesela

mesela!

 

Durmadan arıyorsun. Aradığın elle tutulur bir şey değil ve zaten elle tutulur bir şey de yok etrafında. Gördüklerinin ne kadarının gerçekten baktığın şekilde olduğundan emin değilsin uzun zamandır ve sanki her şey sana bir yanılsama gibi geliyor haliyle. Görünmeyeni arıyorsun, göremediğini, duyamadığını duymak istiyorsun. Saklananı, gizleneni, susulanı...

Maskesiz olduklarında insanların nasıl görüneceklerini bile bilmiyorsun. Herkes bir su buharı kadar uçucu ve akıcı sanki… Kalan bir şey yok gibi. En azından sana kalan, sende iz bırakan bir şey yok. Konuşmalar, kucaklaşmalar, merhabalar; tümü arkanı döner dönmez yok oluyor.  Veya onlar kendi boyutlarında var ama sen başka boyuttasın.

Bir rüzgâr, hatta hortum talanında bir koca faciayla, var olduğunu zannettiğin her şeye değmiş sanki "yalan". Anlamı kaybetmişsin veya anlamla yeni tanışıyorsun. Bir devir gibi, alaşağı edilmiş de yeniden kurulmaya çalışılan bir eski zaman kenti gibi. Uzaktan izlemekten başka çaren olmadığını anladığın, yakınına vardığında bile uzak kaldığın, kulağına fısıldanan her sözün harf harf yittiğine inandığın bir deli bozuk oyunun ortasında kalmışsın. Kötü bir oyun gibi, çünkü tek oyuncu sensin. Geride kalan her kim varsa, hepsi, külliyen, başka bir sahneye dahil. İçinde bulunduğun sahneyi kim yazmışsa, tek kişilik yazmış. Bir kuru dal bile yok; tozlu ve sisli ve en uzak gezegenin ortasına yerleştirilmiş sahnende.  

Bir şekilde bir kuytuda buluyorsun kendini. Aslında sokağın ortasında feryat figan bağırsan da duyulmayacak sesin ve yine de her şekilde o kuytuda kalacaksın. Ne geçmişin, ne de yarının var bulunduğun bu yerde. Bütün anılar yok ve bütün yarınlar hayal. Gerçeğe dair bir sen varsın, üşüyorsun ve en azından bunun gerçekliğinden eminsin. Korku gitmiş, zaten korkunun da yüzün gibi bir maske olduğunu anlamıştın. Aslında hep bildiklerini bilmezlikten geldiğinde oluşan sahte bir duyguydu çünkü korku. Bir akisti, içindekini dışarı çıkarmaktan korktuğundan ortaya çıkan yanlış bir imgelem. Yalnızlıktan bile korkmuştun uzun zaman... Seslerin arasında tek senin sesin vardı ve bedenler arasında tek senin bedenin; yani zaten ve hep yalnızdın. Sadece yalnızlığından bir yalnızlık daha doğuramamaktan korkmuştun belki de, ne de olsa çerçevenin içinde yanında duracak bir siluet lazımdı. Ama işte bu da maskenin seni inandırdığı yalanlardan biriydi. Sokaktaki çukura düşüp çürüyerek ölürken o siluet seninle olmayacaktı nasılsa.

Arıyorsun ama kayıplarını değil. Kaybın da yok zaten, geçmiş olduğu söylenen zamandan başka. Oysa çalıntı anlardı yaşadığını zannettiğin zamanlar. Hala çalabilirsin, bu anı mesela. Bir adım ötesini düşünmek için daha zaman var. En azından biliyorsun, maskelerden, korkulardan, yüzünden ve yalanlardan soyundun ve bundan sonra çıplak olacağından eminsin. Ayakta olduğuna ve düşmediğine göre, hala bulmak için şansın olduğunu ve en azından fazlalıkları taşımak zorunda olmadığını düşünüyor ve rahatlıyorsun.

Saçmalıyorsun belki de veya bir büyük hikâyenin giriş bölümünü yazıyorsun… Ne fark eder ki, şimdilik bulunduğun boyutun fakir görüntüsündeki büyük zenginliğin farkındasın en azından.                            

nur figen feslioğlu

www.baska.blogcu.com

“…aşıkların bAŞKadır yOLu…”

15/2/2008

"Omnia Fui, Nihil Expedit"

“Omnia fui, nihil expedit”

( Septimus Severus)*

 

Herkes gitti.

Her düş öldü.

Her şey bitti.

 

Sözcükler de dokunmuyor artık… Terk ettiler, bıraktılar ellerimi. Ve hiçbir cümleye sarılamıyorum ne zamandır… Uzak yastıkların izi kalmış küflü çarşaflar gibi ben’ im.

 

Her gece, karanlık on biri vurduğunda ve gölgeler göz kırptığında, sokak lambalarına koşuyorum. Gözlerimle solgun huzmelerinde yüzüyorum… Arıyorum! Ağlıyorum sessizce, metale yapışan çiğ tanelerinde… Anıyorum! Yıldızların aydınlığında, kararıyorum… Düşüyorum. Kara kuru çalının kucağında kan’ ıyorum… Diliyorum. Yanımdaki yalnız yastığa doğmanı istiyorum… Çekmecelerime dönmeni bekliyorum. Çekmecelerine…

 

Ve gün, yine merhaba diyemiyor.

Veda ediyorum içimdeki gölgene…

Yeniden,

Hatta hep…

 

*Her şey idim; hiçbir şeye değmezmiş!

 

nur figen feslioğlu

 

www.aykiriedebiyat.blogcu.com

Sayfalar Dolunca Çıkar,Kafa Konforunu bozar

 

FATİH- Ağaç, Sıla, İnkılâp, Vefa Kitabevleri, hoca üveys Kütüphanesi, Bilim ve Sanat Vakfı, Özgün Yay.

ÜSKÜDAR-Kaknüs, Yedi İklim, Zen, Üsküdar Kitabevleri

SÜLEYMANİYE-Ağa Kapısı, Kocav Kitabevi

TOPKAPI-Akabe Vakfı (Denge Yay.)

BEYOĞLU-Yeşilçam Cafe (Emek Pasajı), Simurg K.evi

YILDIZ TEKNİK ÜNİV.-Fen-Edebiyat Fakültesi ve Sosyal Bilimler Fakültesi Koridorları

ANKARA-Vadi Yayınları

KONYA-Nöbetçi Fotokopi (Rampalı Çarşı), Enes Kitabevi, Kitap Dünyası

KONYA/EREĞLİ-Ereğli Kitabevi, Nesil Kitabevi, Sancıoğlu Kırtasiye

DENİZLİ-EğitimBir-Sen, NT Mağazası, Yaprak Kitabevi

BURSA- Seriyye Kitabevi (Kitapçılar Çarşısı)

SİVAS erguvan sahaf

SAKARYA-İksir Kitabevi, Radyo Hilâl, Tozlu Sanat Evi

SAMSUN- NT Mağazası (Kale Mah.)

ADIYAMAN/Kahta-Öncü Kitabevi

Mardin/Kızıltepe: Kampüs Kitap Kırtasiye

ŞANLIURFA/SİVEREK: Akademi Kitap Kırtasiye

8/11/2007

Aşk Olsun

Aşk Olsun

 

   Özledim feryatları arasında, bir türlü güne doğmayan bir aşk masalıdır ki, kör kötürüm sürer gider. Seviyorum’ lar, istiyorum’ lar, kabına sığmayan, ardında ne olduğu belirsiz söylemler. Uzaktan uzağa fırlatılan cümlelere zamanla yerleşen huzursuzluklar. Beklemeler, kavuşamamalar. Bir bitip, bir başlamalar. Okyanusları en dibinden vuracak şiddette, hiçbir ölçerin değerlerine uymayan, dengesiz, akıldan yoksun zikzaklar.

 

   Aşk; birbirine geçmiş halkalardan oluşan nadide bir altın kolyedir. Halkalardan biri koparsa, darmadağın olur…

 

   Ulaşılamayacağı bilinen, bir dokunmalık ömrü olduğu her nasılsa bariz olan, buna rağmen tam gaz boş yollarda savrulan deli duygular. İstemeler, uykusuz geceler, şelalelerce taşan arzular. Umutsuzca dalınan sak uykular. Islak düşlerin sonunda uyanılan kupkuru ve anlamsız sıcak sabahlar. Lanetler edilen gün başlangıçları. Kapıdan atılan umudunu kaybetmiş günün ilk adımına “günaydın” diyen, alay ile küfür arasında bir anlam yoksunluğunda algılanması muhtemel sesler. Dünlerden tek farkı, beklemenin bir gün eksilmiş olduğu, fakat aslında hangi uzak güne kadar gideceği bilinmeyen, yarınsız yoksunluklar.

 

   Aşk; bütün aptallıkları alaşağı edebilen, insanı en hassas noktalarından kıskıvrak yakalayan, ne olursa olsun ıslaklığını kaybetmeyen, verimli bir otlaktır…

 

   Günün anlamsız zamanlarında, uluorta geliveren kasık ağrılarıyla durmadan tazelenen, edebi kaçmış hayal tufanları. Karmakarışık, aklı alıp ağacın tepesine asan, yemeden içmeden kesen, sağlıksız ahlaksızlıklar. Eğer olur da ulaşılırsa, bir öpücüğe feda edileceği katiyetle mümkün teslimiyetler. O bedene duyulan özlemi her adımında bağıran, suskun ama tutkun uzuvlar.

 

   Aşk; yasakların arasında en yasağını yaşamayı, her türlü zaman ve mekanda en olmazı bulmayı aklına koymuş, tek ayak üzerinde günlerce cezalandırılması kesinlikle elzem olan, afacan bir çocuktur…

 

   Yarını olmayan günlerden sağılıp, yarın hedefleri çıkarılabilecek kadar mantık yoksunu geniş zamanlar. Bir türlü yalnızlığa çare olmayan, gelecekte olmayacağı da görünmez bir imza ile teyid edilmiş, dar anlar. Bir alınıp, bir daha verilemeyeceği sanılan nefesler arasında kaybolmalar. Yaşar gibi yapıp, yavaş ve yoğun işkence altında bitkileşmeye yol almalar.

 

   Aşk; kendini arı sanan bir hainin,  tadı her gün biraz daha azalan, petek bal diye alınıp, aslında olmadığı ancak kavanoz bittiğinde anlaşılan, dipte sadece acı-kuru-sarı-tatsız ve çirkin tortular kaldığında farkına varılan bir damak yanılsamasıdır…

 

   Yaşanamadıkça, kavuşamadıkça, bumerang gibi durmadan gidip geri dönen sersem kalp hoplamaları. Aralarda yeniden hakimiyeti eline almak için çabalayan aklın ani tepkileri. Adı konulamayan ama durdurulamayan, nedense her zamankinden daha kitapvari laflar etmeye başlayan, değme felsefecilere taş çıkartacak teorilerle aşığını hasmı yerine koyarak meydanı savaş yerine çeviren ciddi zırvalamalar. Arada geveleme gibi gelse de, pıssa korksa da, şaha kalktığında sevdiğine kılıç çeken, canı acıdığından acıtmayı düstur edinen lügat parçalamalar. Sona yaklaşıldığını her iki tarafın da maalesef bile istemeye anladığı, körkütük geri sayımlar.

 

   Aşk; son noktayı koymadan, vedalara mahal vermeden, sessizce yok olarak kavanozun dibinde kalan son ıslak damla kurumadan, olay yerini terk etmektir.

 

   Aşk, aşk olarak kalmalıdır. Uzatmalar da, penaltılar da aşka dahil değildir. “Kılıç, ya kınında durmalı, ya dibine kadar vurmalı” diyen saygıdeğer aşığa saygılarımla.

 

 nur figen feslioğlu

 

 

 

aykIRI EDEBIYAT     kasım’2007 SAYI:40

h-aykIRabilenlere…

SAHİBİ: OKUYUCULARI

 

hikmet kızıl,  nur figen feslioğlu,

anemon, samet dindar, ali çetin, tarkan başer,

bülent gariboğlu, hasibe kaya,

murat koçak, zeynep köroğlu.

 

adres: gümüş küpe sk. No:5/6 beyoğlu-ist.

 

emrahayhann@hotmail.com ,metahcakko@hotmail.com

 

SAYFALAR DOLUNCA cIKAR, KAFA KONFORUNU BOZAR

29/9/2007

"Keşke" Kucak

“keşke” kucak!

 

Sesini bilmeden önce tanıştığım, giz yükü ruhundan göz kırpan yaban bahçene, yeni çitler örmüşsün. Güneşi kucaklamışsın bu halinle; öyle parlak, eril. Yine dokunulması zor ve hep özlenesi yakın. Bir adım atsak kavuşacağımız mesafelerde, kilometrelerce öteye kaçırdığın aklım… Çabucak tükenen anlara sıkıştırdığımız, gerekliliği muğlak, algısı yüzeysel, derin gevezelikler… “Hiç bitmese” lerin ıssız ezberinde, durmadan yarıda kalan, tamamlanmasına cesaret edemediğimiz, kaçak-kısık çığlıklar. Bozmak istemediğimiz bir büyülü tuvalin, boyalı tüylerinde dans eden, ıslak ve sabırsız gözbebeklerimiz. Kızaran yanaklarına bakarken, yanılsadığım muhtemel düşüncelerimden utanan, yalnızlığım. Bir gün, ani bir cengâverlikle, laf kalabalığının arasına sıkıştırdığın, o hüzzam umut. “Belki” suslarımızın, beynimi yoran tamtamlarında, nefesinden kalanlarla hasret gidermek çabalarım. Bilmediğim efsanelerin kahramanı; dilimi korkutan, düşümü ürküten, etimi kanatan “keşke” kucak. Az göründüğünde daha çoksun, çok söylediğinde ise…

 

Susmayı mı denesek?

 

nur figen feslioğlu

 

 

www.aykiriedebiyat.blogcu.com  www.blogcu.com/aykiriedebiyat

Sayfalar Dolunca Çıkar,Kafa Konforunu bozar

 

FATİH- Ağaç, Sıla, İnkılâp, Vefa Kitabevleri, hoca üveys Kütüphanesi, Bilim ve Sanat Vakfı, Özgün Yay.

ÜSKÜDAR-Kaknüs, Yedi İklim, Zen, Üsküdar Kitabevleri

SÜLEYMANİYE-Ağa Kapısı, Kocav Kitabevi

TOPKAPI-Akabe Vakfı (Denge Yay.)

BEYOĞLU-Yeşilçam Cafe (Emek Pasajı), Simurg K.evi

ANKARA-Vadi Yayınları

KONYA-Çağrı Kültür Merkezi ve Kitabevi

KONYA/EREĞLİ-Ereğli Kitabevi, Nesil Kitabevi, Değirmenci Kırtasiye

DENİZLİ-EğitimBir-Sen, NT Mağazası, Deniz Kitabevi, Yaprak Kitabevi

BURSA- Seriyye Kitabevi (Kitapçılar Çarşısı)

SİVAS erguvan sahaf 

SAKARYA-İksir Kitabevi, Radyo Hilâl, Tozlu Sanat Evi  

SAMSUN- NT Mağazası (Kale Mah.)

ADIYAMAN/Kahta-Öncü Kitabevi

17/8/2007

Bir Sen, Bir Düş

 

 

bir sen, bir düş…

 

      Bir sen duydun beni. Yarım hecelerimi bir sen tamamladın. Susarken de sevdin, gevezeyken de. Anlatamadığım her rüyayı, bir sen gördün benimle. İsyanlarımda bir sen vardın. Sarhoşluklarımı sevdin, deliliklerimi okşadın. Bir sen azarladın beni; kararlıydın, hiç geri adım atmadın. Bir de boş kadeh verdin elime, bekle dedin.

 

      Adımı söylemedin, adını söyletmedin. Bir sen sardın beni, eskimiş yaralarımı bir bir temizledin. Dokunmadın, dokundurmadın, hiç umdurmadın. Uzak sevdin, uzak okşadın, hiç yakından bahsetmedin. Tek bir hayale yol verdin; uzun bir sessizlik ve yan yana olacağımız o zor gün dostu düşe.

 

      Bana, tonlarca gözyaşımı omuzlarında taşıyacağını da söylemedin. Yaralı bir kuş gibi titrerken, kucağında sarıp saklayacağını da... Bana aşktan hiç bahsetmedin… Umutsuzlukla nasıl yaşayacağımı da öğretmedin.

 

     Bir sen vardın bende.

     Bir sen varsın.

                                               nur figen feslioğlu

 

 

 

www.aykiriedebiyat.blogcu.com

www.blogcu.com/aykiriedebiyat

 

Sayfalar Dolunca Çıkar,Kafa Konforunu bozar

 

FATİH- Ağaç, Sıla, İnkılâp, Vefa Kitabevleri, hoca üveys Kütüphanesi, Bilim ve Sanat Vakfı, Özgün Yay.

ÜSKÜDAR-Kaknüs, Yedi İklim, Zen,

Üsküdar Kitabevleri

SÜLEYMANİYE-Ağa Kapısı, Kocav Kitabevi

TOPKAPI-Akabe Vakfı (Denge Yay.)

BEYOĞLU-Yeşilçam Cafe (İstiklal Cad., Emek Pasajı)

ANKARA-Vadi Yayınları

KONYA-Çağrı Kültür Merkezi ve Kitabevi

KONYA/EREĞLİ-Ereğli Kitabevi, Nesil Kitabevi, Değirmenci Kırtasiye

DENİZLİ-EğitimBir-Sen, NT Mağazası,

Deniz Kitabevi, Yaprak Kitabevi

BURSA- Seriyye Kitabevi (Kitapçılar Çarşısı)

SİVAS-erguvan sahaf

SAKARYA-İksir Kitabevi, Radyo Hilâl,

Tozlu Sanat Evi

SAMSUN- NT Mağazası (Kale Mah.)

ADIYAMAN/Kahta-Öncü Kitabevi

aykIRI EDEBIYAT     Ağustos’2007 SAYI:38

h-aykIRabilenlere…

SAHİBİ: OKUYUCULARI

 

tarkan başer,  bülent gariboğlu,

hasibe kaya, nur figen feslioğlu,

hikmet kızıl, said aydın, murat koçak

yunus emre tozal,zeynep köroğlu,ayşenur bulut

 

adres: gümüş küpe sk. No:5/6 beyoğlu-ist.

 

emrahayhann@hotmail.com metahcakko@hotmail.com

 

SAYFALAR DOLUNCA cIKAR, KAFA KONFORUNU BOZAR

16/6/2007

Ayraç

 

 

Bir kitap ayracıyım sadece.

Beni okuyamazsın.

 

Hatırlaman gereken yerlere iliştirebilirsin mesela.

Rengimi, şeklimi hatırlaman gerekmez.

Bir şey anlatamam ben sana.

En çok sevdiğin cümlenin olduğu sayfada dururum belki, istersen!

Ya da canını acıtan bir anlatının olduğu yerde...

Bir mesaj veremem ben sana.

Kıvrılır kalırım öyle, nerede istersen orada.

İstemezsen bir kenara atarsın hatta.

Belki mangalını yakarken kullandığın kâğıt parçası bile olurum, ya da mumlarını.

Kitabın olamam ben.

Beni anlamana lüzum yok.

 

Bir ayracım sadece.

Ayrı yerde duran,

Ayırmak için yapılmış,

Ayırt etmene gerek olmayan bir ayraç…

 

nur figen feslioğlu

 

www.aykiriedebiyat.blogcu.com

www.blogcu.com/aykiriedebiyat

 

Sayfalar Dolunca Çıkar,Kafa Konforunu bozar

 

FATİH- Ağaç, Sıla, İnkılâp, Vefa Kitabevleri, hoca üveys Kütüphanesi, Bilim ve Sanat Vakfı,

Özgün Yayıncılık

ÜSKÜDAR-Kaknüs, Yedi İklim, Zen,

Üsküdar Kitabevleri

SÜLEYMANİYE-Ağa Kapısı, Kocav Kitabevi (Süleymaniye Kütüphanesi Karşısı)

TOPKAPI-Akabe Vakfı (Denge Yay.)

BEYOĞLU-Yeşilçam Cafe (İstiklal Cad., Emek Pasajı)

ANKARA-Vadi Yayınları

KONYA-Çınar Kitabevi (Rampalı Çarşı)

KONYA/EREĞLİ-Ereğli Kitabevi, Nesil Kitabevi

DENİZLİ-EğitimBir-Sen, NT Mağazası,

Yeni Asya Kitabevi

BURSA- Seriyye Kitabevi (Kitapçılar Çarşısı)

SİVAS-erguvan sahaf

SAKARYA-İksir Kitabevi, Radyo Hilâl,

Tozlu Sanat Evi

SAMSUN- NT Mağazası (Kale Mah.)

ADIYAMAN/Kahta-Öncü Kitabevi

5/5/2007

Pike-i Turna

PİKE-İ TURNA; HİCAZ MAKAMINDA

(Şarkı: Turnalar Uçun, Galip Arkın)

Turna yolu boyunca bir hikaye bu. Mevsimlik. Bahar yeşertisi. Güz serpintisinde pike yaparak son bulan. Engine karışan göz pınarlarım…

Ah benim onmaz yaralarım!

Ardından uçamadığım hasret yolcuları. Kara bulutların arasına karışıp da, ardına bile bakmadan sessizce süzülüp, uzağı mekan seçen canlar. Geride kalan yorgun kanatlarım. Ben…

“Yeşil gözlerini ufkuma ger ki;
Bahar geldi diye türkü söyliyem.”


Baharla geldiler hep. Arkalarına sakladıkları sırrı göstermediler hiç, buğulu masum bakarken yüzüme. Yemyeşildi son gördüğümde gözleri. Çözemediğim bir buruk ıslaklık, nazarından süzülüp gelen. Yıldızlar kadar şiirdi sözleri. Şefkatleri, ılık bahar esintisini kıskandıracak kadar yumuşacık. Sevdaydı sanki adı. Kim bilir, belki de ta kendisiydi!

"Sarı saçlarını yüzüme ser ki;
Koklayıp öperek yaz geldi diyem."


Küçük dereler misali akardı, sarı bukle saçları. Estikçe rüzgar, değerdi yanaklarıma tel tel, ürperirdim. Ellerimi ipeksi dalgalarında gezdirmek için, uyumasını beklerdim her gece. Gözlerim yorgunluktan düştüğünde, burnumu dayardım yaz kokusu yastığına usulca. Bırakırdım kendimi sıcak tılsımına, serin akşamlara inat yanardım.

"Ekinler sarardı biçtik güz geldi,
Hakka şükür bu yıl bire yüz geldi"


Mevsim dönünce anladık ki tez harcamışız zamanı. Kapılıp da aşk şarkısına, müsriflik yapmışız. “Dopdolu kalpleriniz, daha çok yolunuz var” diyen zalim şeytana kanmışız safça. Gönlümüzde ne varsa güze yamamışız bilmeden. Aynada sararan aksimize; yeşerir nasılsa baharda deyip, sırt çevirmişiz. İşte bu yüzdendir ki; tarlalarca yazdığımız öykümüz, boy vermeden yanıyor şimdi kırgın mevsimle...

"Nideyim ki yokluğun pek öksüz geldi;
Sen yeterdin ekinleri neyliyem."


Hüzüne yelken açan iki küçük tekne olduk hasat zamanı. Ellerimiz soğuk, kalbimiz buruk kaldı. Varsın okunmasın cümlelerimiz. Sevdamız dilden dile dolaşmasın. Bin bir emekle ektiğimiz bahçemiz, varsın çiçek vermesin bu sene.

 

Dermesin kimse renkleri, ne çıkar. Lakin; soğuk buraları, içim üşür. Kışı sevmezmiş ya yalnızlar. Sevemedim sensizliği.

"Turnalar uçun, yayladan geçin,

Yarimi seçin, turnalar hey!"


Ardına sakladığı o sır “güz” imiş meğerse! Gidecekmiş zülfü sarı, sararan yapraklarla. Mevsim göç mevsimi demek, ne de çabuk geçmiş yaz!

Giden döner mi bilmem. Dönerse de, geri gelende aynı giden bulunur mu?

Benden selam edin o uzak diyarlara turnalar. Söyleyin: Dönenler bir daha uzaklara gitmesinler.

Gideceklerse de, sakın geri gelmesinler!

               
nur figen feslioğlu

4/4/2007

Başka Umutlar

 

        başka umutlar!

   Çoğalamamanın tekil çöllerinde vaha ararken, kayboldum... Eşin dostun ağzından düşmeyen bir çoğulluk durumunun, yalnız sahiline düşüverdim neden sonra…

   Saramadığım bedenleri düşündüm önce… Boşluğa düşen bezgin kolları… Yalan sıcaklıkların soğuk teninde yüzerken, buzlaşan tinimde kol gezen sarkıtlara tutundum…

   Derken; donuk yüzlere asılı kalmış yalan gülücükleri anımsadım… Sevgiyi tanımayan, lezzetsiz ağızlarda saygısızca çiğnenen, gönülsüzlüğün mağaralarına indim… Soğuk taşların nemli acılarına soyundum…

   Doğmamış bebeklere bağladım umudumu… Yaşanmamış hayallerin filminde başrol aldım… Kurak tarlalarda, güneş çiçekleri büyüttüm… Haykırmak istedim… “Gel”lerimi döktüm akıp giden yaşam çayına…

   Ulaşsınlar diye…

   Beklenene!

   *
   Doğmamış bebeklerimin laneti bu
   Üzerimdeki kara bulutlar, onların ahı
   Ben sarılmak istedikçe iten kollar
   Hep o bebeklerin silüeti…
   Peşime takılmış adım adım izliyorlar
   Mutlu olma, sevme, sarılma diyorlar
   Sen bizi kucaklamadın ya
   Sen de kucaklanma
   Üşü, ağla ama yalnız kal
   Tek tesellin kara toprak olsun diyorlar 

    *

                                                nur figen feslioğlu



aykIRI EDEBIYAT   Nisan’2007 SAYI:35

h-aykIRabilenlere…

SAHİBİ: OKUYUCULARI

 

emrah ayhan, ahmet koçak, tarkan başer,

bülent cingöz, abdülvahap ballı, güray süngü, a.samet dindar, hasibe kaya, murat koçak,

nur figen feslioğlu, özkan kaya,

banu güven, tuba karabey, izzet koçak.

 

adres: gümüşküpe sk. No:5/6 beyoğlu-ist.

emrahayhann@hotmail.com,metahcakko@hotmail.com

 

SAYFALAR DOLUNCA cIKAR, KAFA KONFORUNU BOZAR