YENİ SİTEMİZ:57.SAYI VE SONRASI

« Önceki |

22/11/2009

Yarım Yârim

YARIM YARİM

Hala ilk sevgilinde dudaklarının yarısı
Bir elin bende diğeri onda hala o tutuyor
İçinde yanmayan her şey ona tütüyor
Kurduğumuz her hayal neden onda bitiyor
Düşlerin benden eski sevgilin ben olamam
Tazecik gerçeği gör artık senle kalamam

Yırtık para gibisin / aşkının yok anlamı 

Diğer yarın nerede/ bana lazım tamamı

Önce ben olmalıydım ayrılsak bile
Acımı çektirmeliydin her sevgiline
İlk ben öpmeliydim seni ilk ben ağlatmalıydım
İlk ben tatmalıydım tenini
Sonra her aşkının öbür yarısı ben
Şimdi gidiyorum senden kime yenildiğimi bile bilmeden

Gecen nerde gecen nerde / kimi sevdin geçenlerde

Elbet bir gün tamam olur / yarım yari sevenler de

tarkan başer

aykırı’YI BULABİLECEĞİNİZ YERLER:

FATİH- İnkılâp Kitabevi, hoca üveys Kütüphanesi, Bilim ve Sanat Vakfı, Özgün Yayınları

BEYOĞLU- Simurg Kİtabevi

ÜSKÜDAR-Kaknüs, Yedi İklim, Zen, Üsküdar K.evleri

SÜLEYMANİYE-Ağa Kapısı

TOPKAPI-Akabe Vakfı (Denge Yay.), Edirnekapı Erkek Öğrenci Yurdu

MARMARA ÜNİ.GÖZTEPE YERLEŞKESİ- Eğitim Fak., Fen Edebiyat Fak., İletişim Fak. Koridorları

YILDIZ TEKNİK ÜNİV.-Fen-Edebiyat Fakültesi ve Sosyal Bilimler Fakültesi Koridorları

ANKARA-Vadi Yayınları

İZMİR/BUCA- Buca Eğitim Fakültesi (Edebiyat Öğrt. Böl.)

KONYA-Nöbetçi Fotokopi (Rampalı Çarşı), Enes Kitabevi, Kitap Dünyası

KONYA/EREĞLİ-Ereğli Kitabevi, Nesil Kitabevi

KIRIKKALE-Şark-ı Divan Çay Evi

DENİZLİ- NT Mağazası, Yaprak Kitabevi

SAKARYA-İksir Kitabevi

BURSA- Seriyye Kitabevi

SİVAS- erguvan sahaf

ORDU/ÜNYE- Ender Kitap-Kırtasiye

KİLİS- Simurg Kitabevi

ADIYAMAN/Kahta-Öncü Kitabevi

Mardin/Kızıltepe- Kampüs Kitap Kırtasiye

ŞANLIURFA/SİVEREK- Akademi Kitap Kırtasiye

KAHRAMANMARAŞ- İşler Kitap Kırtasiye


15/10/2009

Çorapları Kokan Adamın Yalnızlığı

ÇORAPLARI KOKAN ADAMIN YALNIZLIĞI

 

Kim bilir kaç gündür

Çıkarmıyor adamın biri çoraplarını

Çünkü eskitmek istiyor sevdiği bir şeyi ait olduğu yerde

Suya sabuna dokumaz oluyor temizlik

Çorapları çıkarmıyor adam

Çorapların tadını çıkarıyor

 

Öyle çok pahalı  değil ayağındaki çoraplar

İstese on çift daha alabilir aynısından

Ama ayağa alışmış çorabın tadını

Ne verir bir insana

Hem sıcak tutar çorabın kirlisi işini bilir

Çorap dediğin yıkarken değil

Giyerken eskitilmelidir

 

Varsın koksun

Kokan çorap kötü dost gibidir

Temiz olduğundan değil

Sıcağına alışıldığı için  giyilir

 

Çorap da insana benzer önce bastığın yerler  delinir

İnsan çoraba benzer

Üşüdükçe giyilir üşüdükçe giyilir

 

Yalnızlık kokan ayak gibidir

Sana hoş gelir kokusu

Başkasını iğrendirir.

 

Hem kokunun kötüsü olmaz

Kötünün kokusu olur

Bin öğün gül yesen ne fayda

Sıçacağın bok kokusudur.

 

Çorabın temizi stres yapar adamda

Biraz yürüsen ter basar aman ha kirlenir

Kirlisi sıcak demir gibidir

Yürüdükçe şekillenir.

 

Bir adam kendine yaşıyordu kendince

Belki yalnızdı ayakları  koktuğu için

Dostları olmuyordu

Olsun zaten yalnızlık çorap kokuyordu

 

                                                        tarkan başer

 

aykIRI EDEBiYAT   15 ekim’2009 SAYI:58

h-aykIRabilenlere…

 

SAHİBİ: OKUYUCULARI

 

emrah ayhan, tarkan başer,

bülent gariboğlu, hikmet kızıl,

metah çakko, polat can,

mustafa kemal sağlam, uğraş başsüllü, elif can, özgür dikmen, özgür göreçki

 

adres: gümüş küpe sk. No:5/6 beyoğlu-ist.

 

emrahayhann@hotmail.com  metahcakko@hotmail.com

 

SAYFALAR DOLUNCA cIKAR, KAFA KONFORUNU BOZAR.

 

11/9/2009

Kiralık

kiralık

Sevmesi üşüyen avukat
Yorganlar altında kat kat
Kalbini savunabilir mi

Hep kayalıklarda biten hayat
Fener gibi başkalarına ışıyan zat
Bay şair deniz kenarında daim yalnız … heyhaaat
Sözlerle avunabilir mi

Bir dudakta aşk düşüren
Başka dudakta bulabilir mi,
İntihar etmeye doğan çocuk
Kürtaj sayılabilir mi
Tüm gece geceyi içen
Gündüz ayılabilir mi
Senin nabzını hayat sayan
Sensiz yaşayabilir mi

Üstüme gelme soru sorarım
Yanlışı yaşatır doğru sorarım
Kalbine morfin gibi akıtıp kalbimi
Aşka ispat diye ağrı sorarım

Al sana bu benim karmaşam
Her akşam her akşam ağlamayarak suladığım
Yapma çiçekler gibi bu benim erkekçe gururum
Bu benim kaosum benim karanlığım
Özgürlüğüm isyanım ve hepsinin özeti
Satılık biri değilim ben
Kiralığım


tarkan başer

 

 

aykırı’YI BULABİLECEĞİNİZ YERLER:


FATİH
- İnkılâp Kitabevi, hoca üveys Kütüphanesi, Bilim ve Sanat Vakfı, Özgün Yayınları

BEYOĞLU- Simurg Kİtabevi

ÜSKÜDAR-Kaknüs, Yedi İklim, Zen, Üsküdar K.evleri

SÜLEYMANİYE-Ağa Kapısı

TOPKAPI-Akabe Vakfı (Denge Yay.), Edirnekapı Erkek Öğrenci Yurdu

MARMARA ÜNİ.GÖZTEPE YERLEŞKESİ- Eğitim Fak., Fen Edebiyat Fak., İletişim Fak. Koridorları

YILDIZ TEKNİK ÜNİV.-Fen-Edebiyat Fakültesi ve Sosyal Bilimler Fakültesi Koridorları

ANKARA-Vadi Yayınları

İZMİR/BUCA- Buca Eğitim Fakültesi (Edebiyat Öğrt. Böl.)

KONYA-Nöbetçi Fotokopi (Rampalı Çarşı), Enes Kitabevi, Kitap Dünyası

KONYA/EREĞLİ-Ereğli Kitabevi, Nesil Kitabevi

KIRIKKALE-Şark-ı Divan Çay Evi

DENİZLİ- NT Mağazası, Yaprak Kitabevi

SAKARYA-İksir Kitabevi

BURSA- Seriyye Kitabevi

SİVAS- erguvan sahaf

ORDU/ÜNYE- Ender Kitap-Kırtasiye

KİLİS- Simurg Kitabevi

ADIYAMAN/Kahta-Öncü Kitabevi

Mardin/Kızıltepe- Kampüs Kitap Kırtasiye

ŞANLIURFA/SİVEREK- Akademi Kitap Kırtasiye

KAHRAMANMARAŞ- İşler Kitap Kırtasiye

 

14/6/2009

Felaket Cümleleri / aykırı HABERLER

FELAKET CÜMLELERİ

 

Hayat denen şu keşmekeşte bütün köprüler tek tek üstümüzden geçti. Ve biz nehir olmakla övünüyorduk. Irz namus tarumar oldu. Bulandık çalkalandık. Aktık geçtik. Bu da bizim marifetimizdi. Görmezden gelmek değil. Her şeye rağmen akmaktı. Aktık geçtik.

 

Yüzlerce paraşütlü atladı üstümüze. Biz şehir olmakla övünüyorduk.  Nasıl hüzün dolu süzülüyorlardı üstümüze. Kayaların en tepesindeydik. Surlarımız kaviydi. Suyumuz ve erzakımız vardı ama zaman o zaman değildi. Kaçırdığımız bir bin yıl kadar bizi mahzun eyledi. Üstümüze atladılar ve nazlı nazlı sırayla bindiler üstümüze. Ateş etmedik bile. Surun içinde olan bizden sayılırdı. Serde şairlik vardı ve bu kadar bir fethi sadece sigara içerek karşıladık. Keyifli ama acı.

 

İçimizde anahtar çevirdiler. İşkence değildi. Dişler tutuyordu. Her sevgiliye böyle açıldık. İçimizin çentiklerine saygı duyduk. Kilit olmanın kaderi buydu. Doğru anahtara açılmak. Masaya dökülen çayı silmek gibi doğaldı. Pis olmak istemiyordu. Sır dolu olmak kirletiyordu bizi. Sildik geçtik. Sırı bildik geçtik.

 

Çaktılar bize. Çivi gibi giren de çakılan da bizdik. Beraber duvarları yendik. Hep aynı yerde kalmanın acısıyla … duvara sert resimlere merhametliydik. Uluorta duruyorduk . resimler astılar bize . en güzel günlerden kalma resimler. Ama asılanlar gibi bir yerden sonra onları soluksuz bıraktık. Hala gülümsüyorlardı. Ama gümüşten bir ölüm çoktan sırıtıyordu resimlerde. Öldük geçtik

 

Sapladılar…  iğneleri şifa saydık. Aşı gibiydi. Her aşk daha bir aşka hazırlıyordu bizi. Ama hiçbirine ölmedik. Altı üstü aşıydı. Asıl hastalık hangisiydi. Hiç yaşamadık hiç bilmedik.

 

Soktular… gecenin en güzel rüyasından uyandık… ama uyandığımızda ortada yoktular. En sivrisinden ve sinsisinden sinekler. “ kan emici prensesler  “ kaşıdık yara ettik. Ve duvarın en olmadık yerinde yakaladığımızda onları bir şamarla boyadık duvarı kanımıza. Olanca genetiğimiz duvarda. Sinek de olsa ölümü bizi rahatlattı. İntikam alınmıştı. İntikam çünkü es geçilmeyecek kadar güzeldi.

 

Köküne sığdırdılar. Toprağa can atıyorduk yaşamak için. Ekildik miydi dikildik miydi… yoksa…  bir hırs yayıldık daha derine. Su arıyorduk.  Yoktu. Kendimize ağladık. Bununla beslendik bir ömür. Ve yaşamak için triçkadan acılar uydurduk kendimizce nitekim yalnızdık.

 

Fena kaynadılar çok fena. Yaralar ve acılar içindeydik. Yaşamak inada binmişti. Bize yaşamak bildirilmişti. Kabukları kaldırınca kızıldık. Sıcak ve taze. Dörtnala kanıyorduk ve kan gibi akıp gitmeyi yaşamak sanıyorduk. Değilmiş. Tek seçim..

 

Kaşınıyorduk. Hiçbir gövde yetmiyordu bize. Brezilya dizleri gibi biri diğerini yaşamayı emrediyordu. Bir ömür sürdü. Hiçbirinde bitmedik. Ama hiçbirine yetmedik de. Hep bir sonrasına taştık. Haftalarca aylarca sürdük. Bir ömür sürdük. Ama biz en ömürsüzdük. Diğer bir dizide unutulduk. Öylesine bir anı kaldık geride. Anıydık . anıldı mıydık?.  Kulaklarımız hep intiharla çınladı. Ama edemedik. Yaşamakla emredildik en başta hayatla resmedildik. Kımıldayamadık. Kaldık.

 

tarkan başer

aykırı HABERLER

 

7 Aralık Üniversitesi'nde Şair Tarkan Başer'le Söyleşi

 

 

“Kilis 7 Aralık Üniversitesi Birinci Bahar Şenlikleri kapsamında yazar Tarkan Başer ile söyleşi düzenlendi.

Fen Edebiyat Fakültesi konferans salonunda yazar Tarkan Başer'in duygu yüklü söyleşide ağlamaklı gözlerle okuduğu eski ve yeni şiirleri, söyleşiye katılan öğrencileri ve genç katılımcıları aşk konusundaki düşüncelerin defalarca irdelenmesine, zihinlerde gelgitlerin yaşanmasına neden oldu.

Söyleşi sırasında özel yaşamını da okuyucularıyla açıkça paylaşan Tarkan Başer şiirlerindeki samimiyet kadar güncel yaşamdaki açık yürekliliği ile de tam puan aldı.”

alıntı: http://www.tarihsuuru.com/sdrd/haberdetay.asp?ID=135

Söyleşinin tamamını yukarıdaki bağ adresindeki videodan izleyebilirsiniz.

ayrıca bu ay içerisinde:

 

* “aykırı edebiyat”ın bütün yazar ve şairleri için aynı üniversitede yine bir söyleşi düzenlenecektir.

* Konya-Ereğli Gazeteciler Cemiyeti de “aykırı edebiyat”ı geniş katılımlı bir söyleşiye davet etmiştir.

* Her iki söyleşinin de tarihi kesinleşmemiş olduğundan ayrıntıları sitemizden takip edebilirsiniz. Ayrıca iki ay süre ile dergimiz çıkmayacaktır.

 

“aykırı edebiyat” yazar ve şairlerinin

“VE EDEBİYAT YAYINLARI”ndan çıkan kitapları:

 

* Tarkan BAŞER- Bir Melek Neresinden Öpülür? (Şiir)

* Ahmet KOÇAK-

Küskün (Anlatı), Leyla ve Mecnun (Şiirsel Çeviri)

* Emrah AYHAN-     Körebe (Şiir)

* Ahmet UYSAL-      Hevâ (Şiir)

* Murat KOÇAK-     Belkıs’ın Tahtı (Roman)

* Kolektif-     Aykırı Edebiyat 1-28 (Belgesel)

Yayın Yönetmeni: M. Ahmet ÖZYAPICI

 

Kitapları www.kitapyurdu.com, www.idefix.com, www.kitapadresi.com da bulabilirsiniz.

10/5/2009

Vazgeçmenin İlk Kuralı

vazgeçmenin ilk kuralı

ıÜüinsan hep umut dağıtmak istiyor. iyi olsun herşey iyi gitsin. her sabah beşte evimin önünden geçen kız yurdunun köpeğine kadar... ama olmuyor işte. zamanında kendini daldan bırakmayan palamut gibi tohum olmayı kaçırıyor. geriye bişi kalıyor sadece... öl ve humus ol. ve en önemlisi.. dalı bırak artık...

bırak gitsin yaa... neyi zorluyoruz ki anlamıyorum... vazgeçemediğimiz şeyler çevirmiyor mu içimizi çöplüğe..

yolumuz uzayınca farkına varıyoruz taşıdığımız ağırlıkların. askerde olurdu. operasyon öncesi konserve yığarlardı önüne. ve sen dilediğin kadarını alırsın. acemiler dolduru çantayı tıka basa. sanki hafta sonu pikniğe çıkıyoruz. sonra bırakırlar seni kırsalda bi yere. yürürsün. saatlerce. sırtında kaplumbağa gibi bi çanta. ve o çantada herşey bir zaman sonra o kadar ağır gelmeye başlar ki sanki kendi cesedini taşırsın. sonra dere tepe konserve kutuları yuvarlanmaya başlanır. vazgeçemeyeceğin silahın kurşunun ve suyun kalır. gerisi hikayedir.

ya yol uzadı ya da yolculuklar. ya da ben kendi sırtımda daha büyük bir cesedim artık. herşey bana ağır gelmeye başladı. tıngır mıngır yuvarlıyorum tepelerden gereksiz ne varsa. nasıl bi hayatın acemiliğiymiş bu... ne kadar aptalmışım... yaşayacak kadar al herşeyi yanına... çünkü hayat öyle bi yol ki bitirmemek için yürüyosun ...

ıÜütam 33 yıldır yürüyorum... yıllarca o kadar çok ceset taşımışım ki içimde ölüm kokusu beni aptallaştırmış. en azından demişim gidip bir mezarlıkta silkineyim. atayım ölülerimi. huzur içinde yatsınlar. ama hayır ... vazgeçmenin ilk kuralı o an vazgeçmek. birden . aniden.

vazgeçivermek. o an silkineceksin. zaten benim gibi biriysen silkindiğin yer mezarlığa döner.işte tam şimdi. tam da neden unutmamam gerektiğini söyleyen bu şarkı çalarken. mezar taşlarında yazar " ziyaretten murad bir fatihadır. bugün bana ise yarın sanadır." bunu bile çok görerek basıp gitmek. hatta çok görerek değil. olmuşu olmamışını takmayarak. basıp gitmek. hadi ... şimdi!

tarkan başer


“Teselliye ihtiyacı olan insanlara, durumlarıyla ilgili hiçbir tesellinin olmadığını ileri sürmek kadar etkili başka bir teselli yolu yoktur.” (Nietzsche)

11/4/2009

Kaldım

kaldım

Şair dediğin kartal

Yavrusu gibi

Uçuruma doğar

Ne faylar kırıldı çocukluğumda

Ocaklarım söndü annem

Ve babam öldü çocuktum

Her şey oyundu

Oynadım geçtim

Yüzünü unuttuğum kardeşim

Yirmilik dişim gibi

Her lokmamda acıdı

Yaşamak sertti acıydı

Çiğnedim geçtim

Sevdiğim onca kadın

Nefes nefese sesler

İçinde kırılgan gevrek

Şarkılar söylediler

Dinledim geçtim

Ben bir ömür

Neye takılsam kendime düştüm

Ayrı düştüm yenik düştüm

Kartal doğmanın kalbine düştüm

Daha uçmam yoktu

Hayat kanatsız bir yolculuktu

Anladım geçtim                                                             tarkan başer

8/3/2009

Başlığı Şimdiden Belli: Nerdesin?

Başlığı Şimdiden Belli: Nerdesin?

 

Bu ne bir merak ne bir itham… bu aranan bir renk değil. Renksizlik. Saydamlık… öyle bir nerdesin bu. Seni göremiyor olabilir ama arada bir yerlerde olmalısın. İlkin pencereden dışarıyı seyrederken hissettim saydamlığını. Soğuktu ve sabahtı. Sabah sabah olduğu için daha bir soğuktu. Bekâr odamın kirli penceresinden dışarıya bakıyordum En çok ayaklarım üşüyordu. Gidecek anlamlı yer kalmadığından. Sövecek bir şeyler arıyordum..sonra kuşlar…

 

Gökten serpilmiş bir avuç kirli kanat. Açtı serçeler. Çöplerimi yağmalıyorlardı. biri benim beğenmediğim kuru ekmeği çıkardı çöplerin arasından.

 

Orada olmanı istedim sadece. Nerdesin dedim ve gör istedim. O anlamı ve anlamsızlığı. Tekliği ve çokluğu varlığı ve yokluğu. Nerdesin dedim. Yoktun ama oradaydın. Vardın ama görünmüyordun. Saydamdın. Arada kaldım. Bu yüzden yoktun sen. Ve bu yüzden her yerdeydin.  Tellerin dibine oturmuş seyrediyordun.  Ama değildin. Aklım kanıt istiyordu. Kalbim inanmayı istiyordu. Ve ben inanmama meraklısı olduğum için kuşlara sövmekle sövmemek arasında kaldım.

Boşuna….

 

Bu kadar basit ama bu kadar güzel çok az şey gördüm hayatımda. Kıştı soğuktu. Serçeler ekmeği çekeliyorlardı. Kapmaktan çok koparmak için. Bir sürüydüler. Açtılar.

 

Şimdi şaşkınım aslına bakarsan. O an bunu yazmayı çok istedim sana. O kadar çok istedim ki.. her şey akıyordu o an aklımda. Cümleler.. kelimeler. Anlamlar… her şey aklımdaydı. Şimdi unutmuş görünüyorum. Yavaş yavaş gidiyor. Gelmiyor ilham perisi denilen orospu. Gelmiyor çünkü her gelişinde defalarca ırzına geçtim onun. Ve her gelişinde başka bir kadının başka bir bakirenin dudaklarına adadım varlığını. Ben ilhama inanmayanlardanım. Doğru ya ben inanmamaya meyilli tipik bi gurbetçi çocuğuyum. Çocukluğum tren vagonları saymakla geçti. Ve en inandığım zamanlarda gelmedi trenler. İnanmak bir ihtiyaçken gelmeyen trenlerin artığı bir adamım ben.

 

Şimdi de gelmiyor kelimeler. Çünkü saklamayı bilemedim onları. O saflık o duruluk kalmadı. O an bitti. Geçmiş hiçbir zaman olduğu gibi anlatılmadı. Anlatılamayacak da. Çünkü sakladığın kelimelerin üzerine yenileri bindi. Duyguların üzerine yeni duygular. Pazardan aldığım incirler gibi geliyor şimdi bana. Üzerine patatesleri koydum. Sonra domatesler. Limonlar sapsarı. Ama ezildiler işte. Eski güzellikleri kalmadı. Onlar artık incir dalında bekleyen o incirler değiller. Belki de bu yüzden.

 

Saydam olduğuna inanmak istiyorum. Şimdi anlatamıyorum o yüzden sen oradaydın. anlatamasam da sen anlayacağın için. Tek sen kaldın değil. Tek sen varsın. Şimdi. hala dalında şerbetlerini yere damlatıyorsun ve beni baygın kokunla yere seriyorsun. şimdi bile değil. Şimdi.

 

Bu senin güzelliğin senin kadınlığın. Evet damlıyorsun. buğulu büyülü bir şey senin damlaman. Hüzünlü ve yorgun bir akşam yaşamayı hala hak ettiğine inanan adamın çilingir sofrasında incecik rakı bardağına buz gibi rakıyı doldurmasında senin buğulanman. Bardaktaki o buğu. Ve ilk yudum. Buğuyu silip geçen o ilk yudum. Silmek değil aslına bakarsan. Buğuyu kalbine taşıyan o yudum ve yudumlar. Sanırım benim gibi yalnızların midesinden önce kalbine akıyor rakı. Buğu ise akıldaki buğu. O tül, o perde. Belki de o battaniye. Aklın üzerini örtüyoruz battaniyelerle. Üşümesin diye değil. Daha çok uyusun diye. Uyuyor gibi yapsın. Gecenin geldiğine inansın. Bize inanmıyorsa da karanlığa inansın… Ya da karanlığı görmesin diye ona battaniyeyle avutuyoruz. Kimin umurunda. Benim değil.

 

Bu yağmur yağınca camlardaki buğu. İçeride olmanın güzelliği. Dışarıda olmanın özlemi. Arada bir cam.senden daha az saydam. Kirlenebilir bir şey. Ve arada o buğu. Ne tam gerçek ne yalan . tıpkı senin gibi. Ve sen damlıyorsun. içerinin sıcağı. dışarının soğuğu. Ve damlayan bir kadın. Tıpkı cama elif çizen o yağmur damlası gibi. O en eski hattat.

 

Ama ben kuşlar kadar bile adam değilim. Camdaki elife uzatıyorum ellerimi. Kapmak için. Bu yüzden bozuluyor harf. İnsan olamamanın ve zayıf insanın olmanın -belki de bu yüzden -insan olmanın parmak izlerini bırakıyorum cama. Çünkü parmak izidir suçun altına atılmış imza. Bu da rabbin zekası. En beşparmağından imzamı çakıyorum cama. Günah da olsa seni istemenin imzası. Ve rahmete olan imanın imzası.

 

Ne kadar güzelsin . serçeler ekmek sen ve ben. Serçeler ekmek ben ve belki sen. Belki sen oradasın.  Belki de değilsin ama. Çünkü çok şükür saydamsın sen. Bu yüzden en güzelimsin benim. Güzelliğine hiçbir kusur bulamıyorum çünkü çok şükür saydamsın sen. Tek olanın dışında mutlak güzelliğe inanmadım ben. Açlığın güzelliğine inandım. Yemeğin lezzetinden çok. Şerbete şekere değil susuzluğuma inandım. Güzel olan yaşatan yokluğundu. Öldürmeyecek kadar var olmandı.

 

tarkan başer

30/11/2008

Yağmur ve Ejderha

YAĞMUR VE EJDERHA

 

Sen ejderha mısın ki

Nefesin beni yakıyor

 

Vallahi gördüm

Dağ gibi bulutlar kahrından ağlıyordu

Hüzün yağmurun rahminde çoğalıyordu

Ayrılık cezalıydı ayaktaydı...

 

Aşk topal doğmuştu cezalıydı

Bekleye bekleye rahmini çürütüyordu

Enfes bir bakire

Pencerenin kenarından hayata sarkıyordu

Gece kadınlara sarkıyordu daha çok gözlerine

Kadın kalbindeki çiçeği budayınca

Ölü dallar düşüyordu erkeğin sözlerine.

 

Vallahi gördüm

Çatılarda gümüşten atlar koşuyordu

Bulut tükürdüğünü yutamıyordu bulut sır tutamıyordu

Aşk için söylenen sözler çatıları dövüyordu dolu gibi

Çatı elindekini harcıyor tutamıyordu

Caddelerden bomboş sözler akıyordu

Boş sözler insansız caddeleri yıkıyordu

 

Vallahi gördüm

Göklerin son ejderhasını ağlarken

Som yağmurdan kanatları vardı parlıyordu

Ateşi biliyordu yangın çıkmasın diye

Kimseye söyleyemiyordu

 

Vallahi gördüm dağ gibi ejderhanın ağladığını

Hıçkırıklarını duydum yağmur gibi tıpırdıyordu

Sanki yaralı bir denizin umudu

Damlanın rahminde kıpırdıyordu

 

Toprak bayılmıştı zambakların kokusundan

Zambak düşlerini erteleyen bakire gibi kokuyordu

Bakire zambağını yağmurla yıkıyordu

Çiçek döşüyordu toprağa yağmur

Aşk tuttuğunu öpüyordu

 

Şairin dudakları, öpüşmenin kavgasından daha sıkı tutuyordu

Aşk sözünü

Aşk, sözünü şairin dudaklarıyla tutuyordu.               

 

                                               tarkan başer

14/4/2008

Ben Sana Ağlamayı Öğreteceğim

BEN SANA AĞLAMAYI ÖĞRETECEĞİM    

 

Ben sana ağlamayı öğreteceğim

Sabaha karşı gölge gibi düşmeyi bir güzelin batısına

Sözleri sözsüz tartmayı, anlamlar bırakmayı

Tıpkı ayrılığa ayarlı bir bomba gibi sevgilinin kapısına

Sana hüznü teninde kına gibi yakmayı

Hayata gözyaşı gibi akmayı öğreteceğim

 

Ben sana sudan ateş istemeyi öğreteceğim

İzmarit çiğnemeyi yarım kalmış tütünün acısıyla

Sonu benimle biten bütün aşkları rivayet edeceğim

Çölün Mecnununu ve dağların Ferhatını

Kırklar dağının kırk tövbesinden dönen günahını

Keremin küle dönen ahını yolların Emrahını

Bileceksin çünkü kalp değilse kalbin

Hep kendi yolunda gideceksin.

 

Sana çalıların sabrını dikenin öfkesini

Rüzgâr gibi çekip gitmeyi

Dahası rüzgârı terk etmeyi öğreteceğim

Sonra baharı boş bir konserve kutusu gibi tekmelemeyi

Ve bir delikanlının öfkesiyle

Boş konserve kutusu gibi yollar boyu tangır tungur emeklemeyi

Teneke sesiyle şarkıdan saraylar kurmayı

Akıllara zarar bir esmerin susuşundaki şarkıyı duymayı öğreneceksin

 

Kar gibi kirlenmeyi bu şehrin nefesine değince

Ve temizlenmeyi güneşe boyun eğince

Eriyince su yanınca bulut olmayı

Benden öğreneceksin

 

Bir aptalın bilgeliğine hazırlan

Bilmemenin bilgeliğine sığınan çoban gibi

Yaşayacak kadar öğren

Dağda ateş yakmayı dağı yakmadan

Ve dağa bakmadan yolsuz yerlerin çiğdemini görmeyi

Çiğdem gibi dünyaya kavlince bir renk bırakıp

Sessiz ve kimsesiz ölebilmeyi öğreteceğim sana

 

Çal kirli bardağını taşa, maşrapaları, tasları

Suyu susuzluğunda taşı

Ekmeği açlığında sakla hep taze kalacaktır

Mutluluk kelebek gibi sızıyorken baharın çatlaklarından

Ertelersen bugünü

Yarın o da senin gibi kepaze olacaktır.

 

tarkan başer

18/1/2008

Sakın Ha Gelme / Akvaryumda Gezinen Hayaller

SAKIN HA GELME

 

Gelmemene hazırım

Saçlarım dağınık tıpkı odam gibi

Hükümet tıraşım uzadı üç günlük oldu

Yıkanmadım kokuyorum

Gelmenden korkuyorum

 

Sıradan bir uykudan uyandım rüyasızdı

Yüzümü yıkamadım

Gelmeyeceğinden

Yastığımla sildim çapaklarımı

Neye yarar

Çiçeğe değmeyen su

Toprağa zarar

 

Üşeniyorum bişeyler yemeye

Tembelim , açım

İlk kibritimi yaktım sabah sabah

Sabah sabah duman çektim içime

Güne duman dolusu ciğer üfürdüm

Adet yerine bulsun  diye

Oturdum kirden körelmiş pencerenin dibine

Beş dakika gelmemeni bekledim.

 

Alnımdaki  sivilceyi sıktım aynanın karşısında

Sivilcenin aynasında

Yüzümü patlattım.

Yatağa uzanıp kanatana kadar kaşıdım sağ dizimi

Yorganımdaki kan lekelerinden  sürebileyim diye

Gelmemenin izini

Kalbimin  üstüne yattım.

 

Nasılsa gelmeyeceksin , öpüşmeyeceğiz hiç nasılsa

Ne olur dişlerim hep sarı kalsa

Gelmeyeceğini anladığım günden beri

Tenimde saklıyorum seni beklerken döktüğüm teri

Tenimi bite itekliyorum

 

Bir hayalde pinekliyorum Allah’ın her günü

Gittikçe susuyorum dillerim dönmüyor dünyaya

Yalnızlığıma bağladığım yemler kokuyor

Gelmemene hazırım kıyıda bekliyorum

Çürümüş bir gölün  kıyısında

Kelimeleri işe yaramayan bu dili ısırıp

Ağzımı yırtıyorum

Bu yüzden yamalı sırıtıyorum

Senin gelmediğin günlercesine.

 

 

                                          tarkan başer

 

aykIRI EDEBIYAT     ocak’2008 SAYI:42

h-aykIRabilenlere…

SAHİBİ: OKUYUCULARI

 

ahmet özyapıcı, bülent gariboğlu, hasibe kaya, ahmet koçak, tarkan başer

yunus emre tozal, said aydın, musa mert,

salim kara, seyit düzgün, ahmet uysal,

adres: gümüş küpe sk. No:5/6 beyoğlu-ist.

 

emrahayhann@hotmail.com    metahcakko@hotmail.com 

SAYFALAR DOLUNCA cIKAR, KAFA KONFORUNU BOZA




Akvaryumda Gezinen Hayaller

 

I.

Yağmur yağıyor

Üç beş damla kanın azizliğine

Gümrah vicdanlar soluyor

Yağız kelimeler şiir olmaya aday imbat imbat

İsyan tutan yelkenlerin yakarışlarında

Esirlerin umutlarını barındıran bir denizdir

Akvaryumda yüzen esir hayaller…

 

II.

Şehirlere savrulan kadim taşlar

Onarılmaz yaralar açar infial damarlarımda

Mum ışığında kaybedilen güneş

Hayat üçüncü sekmede suya batan bir taştır

Umut bağlanır akvaryuma türbe türbe

Lime lime eder insan kendisini

Suçlu suçlu aynaya bakışı yok mu?

Hele hayaller içerisinde hayal kovalaması…

 

Esir balıklar kandırılarak konulur

Dolunaydan mahrum bir zindandır akvaryum

Şahdamarı kopartılmış

Panzehiri düş taşı düşünce

Gecenin feyzinden uzak bir mahzen…

 

III.

Oysa en ücra yeri sana aitti ey aşkın ey!

İnsicamlı acıların suhurlara vururdu hasretini

Tufanlar olurdu en anlamlı anlarında

Nuh’un gemisi

açılırdı üzerinden okyanuslar ötesine

İçi Musa dolu kundakların olurdu nehirlerinde

Ve sen aşk olup yazılırdın İbrahim’in gönlüne

Teslimiyete bürünürdü korların cemrelerde…

 

Şarkılar söylerdik, turnalar gözlerdik

Ayet ayet yürürdük kıyında

Makberimizi senle hazırladık ey!

Kefenimize senle diktik ölümü…

 

IV

Şarkılarını yokladığım notalar hüzün ve titrek

Al gelinciklerin temaşası

Ve hayat, verdiğin kadar neşeli efkâr

Tükenmez acılar azgınlaşır suyunda hayal meyal…

 

yunus emre tozal