YENİ SİTEMİZ:57.SAYI VE SONRASI

« Önceki | Sonraki »

1/1/2007

Aşk,Ölüm ve İnanmak Üstüne...

Aşk, Ölüm ve İnanmak Üstüne

İcat Kelimeler…      

        ölüyoruz falan. küçük duyarlılıklar atlasında... büyük, kocaman laflar boğazına takılıyor insanın... yeter ki hiçbir şey yeterli gelmesin sızıyı dindirmeye falan... durup dururken olmaz ki, ha deyince… kelime icadı da insana fiyaka…

girilmemesi gereken bir yere girdim ama girilmemesini gerekli kılan kural yada her neyse... ondan alacağım var. hiç yoksa basit kelimeler, sıradanlığa vurgu... yüksekten konuşalım mı, çok zevkli, dünyanın merkezine çekip kendimizi günlük sıkılganlıklarımızı fiyakalı kelimelerle aslileştirme çabasına girelim mi, çok zevkli. ama ben bulut demiyorum, gökyüzünü sevgiyi falan çağrıştırıyor. hönk demek istiyorum çağrışımsız, zira kelimeler midemi bulandırıyor. mesela aşk falan...

çok eski bir arkadaşımı gördüm dün gece. birbirimizi tam biliyor olmaktan kaynaklanan zorlama içtenlikle örülü üç saatlik bir sohbetin etkisini üzerimden atmak için sadece duş almakla yetindim. temizlenmek bazen işe yarıyor. ben böyle değildim. can acıtamazdım eskiden. (böyle bir yeteneğim yoktu. bunun için yeterliliğim...) şimdi pek fark etmiyor. uf mu oldu canım, öpeyim de geçsin. komik... bir zamanlar sana kalbimi göstersem yaralarıma hayran olursun demiştim. şimdi göstereceğim ne var... kalbim mezarlık gibi.

gece neden gazoz kapağına dönüşüyorsun... ne kadar içtenlik... ben kendime rol kesmiyorum, bu hakikat. bir zamanlar gençtim ve yapardım, ama artık değil... olabildiğince samimiyim kendime. zaman etkiliyor, cidden etkiliyor. görecelik diyerek kurtaramam kendimi. fizik yasalarının geçersiz kaldığı zamanlar vardır. zaman etkiliyor. fazla vakit kalmadığını anladığında insan ne yapar? her geçen saniyenin ağırlığını hisseden insan ne yapar? özür dilerim geç kaldım aslında yola çok erken çıkmıştım, ama oldu bikere... nasıl yani... oldu bikere, tanıdım, dokundum, yüzünün yarısı yoktu, o da gazoz kapağıydı, ama terk ettim. çünkü kördü. hayır kör olması benim için sorun değildi, sorun şuydu ki kendimi güzel bulmuyordum. bu sebeple beni görmeden beni güzel bulması bana anlamlı gelmiyordu. çünkü onu kandırıyordum, kör olmasa beni sevmezdi ki... ah canım ne ilginçsin. evet çok ilgincim. hedonist bir sevgilim vardı bir zamanlar ve ben eksistansiyalisttim harbiden. imgem de gazoz kapağıydı. kendimi yere bıraktım beni tutmadı. üzerimi ört dedim, örtmedi. toprak atamazmış bir kefen üzerine hele ki kefenin içinde sevgilisi varken. yapması gereken buna göre, kefeni yırtmak olmalıydı. ama hedonist olduğu için beni terk etti, sora gömdü. sevgiline toprak atamazsan, onu sevgilin olmaktan çıkartırsın. tutarlıydı. ama adil değildi, ve dürüst...

kelimelerle oynadığını mı sanıyorsun? onlar senin için bir araç mı sadece? inanılmayacak kadar sığsın. bana anlatma git niçeyi kandır becerebiliyorsan. acısı olan insan susar. bu kadar gevezelenip sonra da kelime denklemlerinden dolayı acılarını ve halini ululamak pek samimi gelmiyor bana. o zaman içelim. kolay. ya da şiir yazalım. o da kolay. neden tornadan çıkmış gibisiniz. ey eşrefi sıfatından menkul mahlukat.

kendine acıyan insanın isyana hakkı yoktur diyeceğim. ya kendime acımıyorum, ya da bu isyan değil ki diyecekler. isyan... neresinden tutacağız... ismet özelin bir şiir kitabı vardı, neydi adı... "evet isyan". müthiş bir isim, ve müthiş bir kitaptı. ama neresinden tutacağız? neydi o şarkı, "bıçak kemiğe dayandı, ok yaydan çıktı diye değil. bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitsin diye" peki susma sustukça sıra sana gelecek ne demek? sıra sana gelmeyecek olsaydı susacaktın yani. bana dokunmayan yılan, çok yaşa... ama en güzeli savaşa hayır falan demek. iş yerinde sıcacık koltuğunda oturup net üzerinde sanal duyarlılık ifşası. savaş umurumda değil, insanlar savaşır ölür. yahut savaş olmasın, çocuklar ölmesin. ne basit, incecik bir çizgi üzerinde böylesine asli bir ayrım olabilmesi ne mana? ya aşk? ne alakası var? bilmiyorum var gibi. çıkıp dese bana benim için ölür müsün? çıkıp dese. ben desem, yaşatmayı tercih ederim. yalan çünkü hayat yalan. ama aşk... yani can; kelimeler karar veriyor insanın ne olduğuna, dikkat et. özenle yaklaş, her dediğin seni şekillendiriyor. "olduğun gibi değil, olmak istediğin gibi görün. her yalan bir yaratış."

Ve fiş çekildi.

insanın hayatla bağlantısını bir fişe indirgeyen anlayışı içselleştiremediğim için doğaldır ki bu fiil benim için anlamlı değil. bir ölüm ifadesi için kullanan açısından bir ölçüde yüksekten ve kinayeli. sanki sesleniş düzen muhalifi ve aynı zamanda düzenin sorumlusu olmayan birisi tarafından yapılıyor. kinayeyi yapan dillendirdiği oluşumdan kendisini sıyırmış oluyor. insanı bu ölçüde kendisinden uzaklaştıran o şeyi bir biçimde ifade çabasına girişmek, kinayeli anlatımı gerektirecek ve ben de bu asli sandığım sorunun bir mesulü haline geleceğim. kelime... kime karşı? neye dair? üslup... hangi amaca hizmet? zira fiş çekildi. manşette ne iyi duruyor değil mi? kesinlikle tabutta durduğu gibi kati değil. insan her şekilde kendisini yüceltiyor. kelimeler...

bir anda gördüm, özel bir çaba sonucu değil. çok da takılmadım. (takılmak, argodaki anlamında değil.) sadece algı ve duyarlılık sınırları dahilinde zihninde açılan deliği kapatmaya çalışırsın yapacağın manalandırmalarla, ortalama insanın bir temsilcisi olarak. yaptım... ortalama insan... ne garip, farklının ululandığı bir farklılaştırılmışlar meclisinde ortalamalıktan bahis açmak. deli kendisine deli diyebilecek algı seviyesine mi düştü? ne çok konuşuyorsun; uçlardayım, sınırdayım. boş laf değil mi? en tabi halinde iken içinde bulunduğun zamansallıkta ve sosyal ortamda, en tabi halinde olmana rağmen normlara göre konumunu belirleyip, kendisini yaşanan hayatın uçlarında ve sınırlarında diye tanımlamanın sulu bir tragedya değilse de toyluk olduğunu, kime söyleyebilirim, ve sözüm ne şekilde anlamlanır? ne diyordu; farklılık... neye göre. ben en doğal halimdeyim. bana farklılıktan bahseden sizsiniz. (siz değilsiniz, söz meclisten içeri. ben kendimle konuşuyorum.) şöyle ki; son hızla koşmaktayım ben, önümde ufku olmayan bir bozkır. bir ses geliyor, diyor ki; incecik bir çizgi üzerindesin, uçlarda yaşıyorsun, sınırdasın, dikkat et. koşan ben isem, ki kendimi bozkırda hissederek.(zannederek değil) bu sözü anlamlandırmam olanaksız. anlamlandırabildiğim an koca bozkırdan sürülmüşüm demektir. ki yemek yer gibi sürüyorken arabamı iki yüz km hızla, birden iki yüz km hızla sürer gibi sürmeye başlamışımdır arabamı iki yüz km hızla. farklılık denen şey yitirilmiştir. ama ne acı ki sıradanlaşılmamıştır da çünkü itham bir sıfat olmuş ve ben kendimi farklı hissederek ruhumu ululamaya başlamışımdır.

uçabilirsin çocuk, uçabilirsin. kanatların yoksa da uçabilirsin. ne kadar uçmak istiyorsan o kadar yüksekten atla. yere çakılıncaya kadar geçecek süre neyine yetmiyor. nicelik değil, nitelik esastır.

güray süngü

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

2 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: zeynep | Tarih: 2007-08-28 11:56:09
    Konu: ...
    yazınız kişiyi susmaya susmaya susmaya zorluyor.haklı kalarak yapıyor bunu hem.ne demeli...

    Bağlantı »

  2. Yazan: salih cem | Tarih: 2007-02-11 13:08:33
    Konu: oldukça iyi
    evet oldukça iyi, rahat ve güçlü bir üsluba sahipsiniz. umarım aykırı'da bir görünüp bir kaybolmadan yazarsınız da biz aykırı okurlarını her sayıda onurlandırırsınız.

    Bağlantı »