25 11 2010

Aykırı Edebiyat ile Söyleşi

 

aykırı edebiyat İLE SÖYLEŞİ  (http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=4770)

 

II. nesil aykırı, Y. Emre’nin dizesinde belirttiği gibi “ her dem yeniden doğarız , bizden kim usanası” tadında devam ediyor. Peki sizce ne durumda aykırı  II. Nesil, gerekli ilgiyi buluyor musunuz? Ya da ilgi beklentiniz var mı?

Ahmet KOÇAK - Aslında “usanmak” kilit bir tanım sayılabilir. Aykırı’nın genel çizgisinde usanmış birtakım insanların, diğerlerini de usandırmaya çalışması gibi bir hava var. Uzaklaştıran moderniteden, uyuşturan konformizmden, sahte yakınlıklardan, salyalı yalakalıklardan yani kısacası yalan yaşanmışlıklardan usananların diğerlerini de uyandırıp usandırması bir anlamda…

“İlgi”ye gelince o da göreceli bir kavram: İnsanların her sabah doğarak hayatın devamını sağlayan Güneş’e ilgisiz kalıp uyumaları ne kadar Güneş’in önemini azaltmazsa; bir kedilerin farelere olan ilgisi de farelerin önemini artırmaz. 

Emrah AYHAN - İlgi beklentimiz yok,dersek yalan olur. Kim ne üretiyorsa ve bunu aşikar kılıyorsa ilgi beklentisi olur. Bir de tabii bilinme, tanınma iştiyakı vardır farklı olduğunu fark eden insanda. Fark eden diyorum, çünkü esasen her insan farklıdır. Kendini tanımak gibi ulvi bir hedef doğrultusunda yol aldıkça, kişi Rabbini de tanımaya başlayacak –“Kendini tanıyan Rabbini tanır.”- ve zamanla diğer insanlara dair beklentiler azalıp bitecek elbette. Beklenti sadece O’nun sevgi ve rızası olacak. Benim, kendi adıma söylüyorum, daha çok fırın ekmek yemem gerek bu konuda.

Aykırı’ya gelince, biz iyi durumda olursak o da iyi durumda oluyor. Düzenli çıkıyor. Hemen her ay bir sayı oluyor elimizde. Aslında amacımız aylık çıkarmak değil aykırı’yı. Sayfalar dolunca çıkar, diyoruz bu yüzden. Yani önce kendi içimizde dolup sonra yazıya dökmenin gereğine inanıyoruz. Kendi içinde dolmadan, işte yeni bir ay geldi, hemen bir yazı  veya şiir yazmalıyım, şeklindeki bir anlayışta olmadan yazma peşindeyiz. Doğacak olan vakti gelince doğmalı, yoksa prematüre oluyor.

Evet, ilgi görüyoruz. Biraz gecikse, ne oldu çıkmıyor mu?, diye soranların sayısından anlıyorum ben bunu. Gelişigüzel yerlere bırakmıyoruz aykırı’yı. İşin kıymetini bilen ve farkındalık potansiyeli olan insanlara ulaşırsa, onlar da okuyup başka arkadaşlara ulaştırırsa amacına ulaşmış olur.

Dergide hangi  isimleri beğenerek okuyorsunuz, ya da “bunda iş var” dediğiniz isimler kimler?

A.K - Bir önceki cevabımda dediğim usandırma ve uyandırma işlevini sağlayabileceğini düşündüğümüz her “şey”i yayınlarız. Yani insanların kafasında soru işareti oluşturabilen, “kafa konforunu bozan” her ürün aykırıda kendine yer bulacaktır.

Aykırıda yazan insanların önemli bir kısmı belirli unvan sıfatlarına haiz (akademisyen, eğitimci, yazar, eleştirmen, sinemacı, çizer vs.) insanlar… Bunun bir önemi var mı? Asla! Zaten dikkat ettiyseniz isimlerden başka bir şey de yazmıyoruz ürünlerin altına üstüne. Yani ünvanları  isimlerinden önde gelenlerden değiliz. Bunu neden söyledim? “Bunda iş var” diyebileceğimiz genç arkadaşlarımıza kapımız sonuna kadar açık olmakla beraber, zaten “kendisinde iş  olanlar” yazıp çiziyor aykırıda. 

E.A - Dergide ismi olan herkesi beğenerek okuyoruz. Çünkü zaten bize gönderilen yazı ve şiirlerin içinden aykırı da yayınlanmaya uygun olanları yayınlıyoruz. Bunda iş var, demekten ziyade biz, aykırı’ya uyup uymadığına bakıyoruz. Bunda iş var veya yok, demek gibi bir kötü huyumuz yok. Bazı ürünleri yorumlamamız istendiğinde de böyle diyoruz. Sadece şiir konusunda ben biraz daha açık oluyorum ve gönderilenler hakkında yorum istendiğinde, kısaca, bu şiirdir veya şiir değildir, deme hakkını kendimde görüyorum. 

Fanzin dergiler hakkında ne düşünyorsunuz? 

A.K - Fanzinleri definelere benzetiyorum ben. Bir başka ifade ediliş biçimi de “underground” yani “yeraltı” olması bir yana, bir çok yönden var bu benzerlik: Fanzinin şekline bakarak yargıya varanlar, yani “Bu ıssız ve çorak yerde define ne gezer!” diye düşünenler hazineye ulaşamazlar. Sonra fanzindeki içerikle karşılaştıklarında sabırla yazının özüne inmeye çalışmayıp “Bu ne ya!” diyenler de hedefe ulaşamaz. Çünkü defineler toprağın hemen altında olmaz. Bazen metrelerce kazmak gerekir. İnatçı bir çaba ve sabırla kazanlara hazine kendini teslim edecektir.

E.A- Fanzincilik özgürlük demek.  Hiçbir kaygı ve maddi beklentiye yer yoktur fanzincilikte. Maddi yükünü karşılamak için fiyat koyulabilir fanzinlere; ama ücretsiz olması işin ruhuna daha bir uygun  geliyor bana. Sonuçta yerini bulursan çok ucuza fotokopi çektirebiliyorsun ve öğrenciyken bir iki öğün yemek yemeden bu işi çözebiliyorsun. aykırı’nın İslamcı camiada varlığıyla ilk günden itibaren önemli teşvikleri oldu. Yıllar geçtikçe çevremizde daha çok fanzin okur olduk.  Bunda fanzin dergi çıkarmanın kolaylığı da önemli rol oynuyor tabii. aykırı en uzun soluklu fanzin. Modern dünyanın hengamesine ne kadar direnebildiğimizi ölçüyoruz biz aykırı’yla. aykırı’yı çıkarmaya devam etmek, kaybolmadım, buradayım, ayaktayım, demekle eşanlamlı bizim için.     

Gerçek okuyucuyla buluştuğunuza inanıyor musunuz?

A.K - Aslında “define” örneğinden dolayı ben –az da olsa- gerçek okuyucuya ulaştığımıza inanıyorum. Çünkü Aykırıyı eline ilk defa alanlar şekilsel bir önyargıyla onu alıştıkları dergilere benzetemeyebilirler. Bu tip önyargılılar baştan bir ayıklanır. İçerikle ilgili çabayı gösteremeyen sabırsızlar da –yani kazarak derinliklere inme işini yapamayanlar- ayıklanır. Geriye görüntüye değil öze önem veren, sabırlı, inatçı ve çaba sarf eden bir öbek kalır ki işte onlar aykırının gerçek okuyucularıdır.

E.A - Zaman zaman şüpheye düştüğüm oluyor. Takip edemiyoruz çünkü. aykırı bırakılan yerlerin bulunduğu illerin temsilcileri var. Biz onlara dergiyi e-posta ile gönderiyoruz. Oradaki arkadaşlar çıktı alıp bırakacağı yere göre çoğaltıyor. Aksamalar olduğunu, arkadaşların zaman zaman bu gönül işini ihmal ettiklerini biliyoruz. Biraz da bu yüzden 29.sayıdan sonrasını internetten de yayınlıyoruz. aykırı çıktığı gün sitesinde de okunabiliyor. 

Dergiler gerçek edebiyatın sivil mektepleridir, iyi şairler yetiştiriyor mu sizce bu mektepler?

A.K -Üretme kaygısı olan herkes günün birinde bir eser ortaya koyar. Zaten dergiler bu üretme kaygısının sonuçlarıdır. Kaygısı olan insanlar üretirler ve bu kaygılarını diğer insanlarla paylaşmayı bir görev bilirler. Bu sebeple dergiler şairlerin, yazarların, eleştirmenlerin, çizerlerin ürünlerini pişirdikleri ve konuklarına sundukları bir tava gibidir. İyi pişirene kadar da kendileri de pişerler, ham olmaktan kurtulurlar.

E.A - İyi şair, sadece iyi şiir yazan, demek değil elbette. Bu anlamda her dergi, herkesin üzerine düşeni yapmakla birlikte, editöründen kalemine kadar herkesin birbirini birer şeyh ve herkesin kendini bir derviş olarak gördüğü bir tekke olmalı bence. Bir dergide yine aynı mantıkla herkes birbirini üstat ve herkes kendini bir çırak görmeli. Ki şair bir sokak kedisinden dahi akılları dolduracak kadar çok şey öğrenir.           

Aykırı II. Nesil kitaplaşacak mı?

A.K - Valla ben “birinci kitap aykırı”nın nesilleştiğine şahit oldum. İkinci nesil aykırı neden kitaplaşmasın diyorum. :)

E.A - Nasip, diyelim. Hiç hesapta olmayanlar olur; nice hesaplar da ortada kalır.   

Derginin gerçek sahibi okuyuculardan beklentileriniz nelerdir?

A.K - Dergiye daha çok ürün göndererek dergiyi daha çok sahiplenmelerini bekliyoruz. Biz seçkinlerin veya fildişi kulesindeki zümrelerin kuşe kâğıtlı dergileri değiliz. Olmadık, olmaya da niyetimiz yok! Bizi küreselleştiremeyecekler. Yuvarlak olmaya, yuvarlak ifadeler kullanmaya niyeti olmayan sivri dillileriz biz. Amatör ruhlu ve diyecek bir şeyleri olan herkese kapımız açık demeyeceğim, bizim duvarlarımız yok ki kapımız olsun.

E.A - Her şeyin başı iyi okur olmak. Kendini, geçip giden zamanı ve olup biteni okumayı da ihmal etmemek. 

En son ne okudunuz, ne okumamızı salık verirsiniz?

A.K - En son aykırı yazarlarından Ahmet UYSAL’ın “Aşk-Şehvet-İbadet” adlı yeni romanını ve yine aykırı şairlerinden Tarkan BAŞER’in adı henüz konulmamış olan yeni şiir kitabını ve “Kartallar ve Köpekler” adlı benim romanımı elden ve gözden geçirdim. Buradan onların da müjdesini vermiş olalım. Bu üçü de henüz basılmadı. Ahmet UYSAL’ın romanı inşallah bu yıl içinde basılacak.

Size de bu adı geçen romandaki Türk edebiyatında bir karakter olacağına inandığım “Mehmet Nuri”nin modern hayat dervişliği tadındaki yaşamını okumanızı  salık veririm. 

E.A - En son Kuran okudum. Ne okuyacağınızı bilirsiniz, o da zaten karşınıza çıkar. İlla cevap istiyorsanız; geceyi okuyun, rüzgarı okuyun, dökülen saçlarınızı, eskiyen ayakkabınızı okuyun, bunları okurken bolca meal okuyun, vakit buldukça da kitap okuyun.  

Siz bir soru sorsaydınız ne sorardınız kendinize ve cevabınız ne olurdu?

A.K -“Bir”e “dört” versem olur mu? :)

Soru: Kim? Cevap: Ben!

Soru: Ne zaman? Cevap: Şimdi!

Soru: Nerede? Cevap: Burada!

Soru: Neden? Cevap: Olması gerektiği için!

E.A -Niye? Bu soruyu her ne yapıyorsa soran insanın mutlu olma ve hatta dengeli kalma şansı oldukça düşük görülüyor. Gerçekten öyle mi? Ben şimdi bu soruları niye cevaplıyorum? Cevap mı? Peki, öncelikle ilk bahsettiğinde, bu soruları cevaplayarak seni mutlu edeceğim fikri oluştu bende. Bu önemli. Cevaplarımla başta ben cevaplarken, sonra okuyacaklar okurken, düşünecek. Bu da önemli. İnsanoğlunun ‘kendi’ne ve ‘hayat’ına dair sözlerim var. Bunları söylemek için bir fırsat. En önemlisi de  bu.

Bize son sözünüz nedir ne tavsiye edersiniz?

A.K - Herkese hayırlı bayramlar diliyorum. Ayrıca bu ayki define sandığımıza koymak üzere Hikmet KIZIL’dan da inciler bekliyoruz. Ve size de teşekkür ediyorum define peşinde koştuğunuz için… “Durmayın” derim naçizane. Çünkü ip üstünde cambazlık yaptıran bu hayatta duranlar düşüyor. Allah düşürmesin.

E.A - Allah’a emanet olun

hikmet kızıl

0
0
0
Yorum Yaz