YENİ SİTEMİZ:57.SAYI VE SONRASI

« Önceki | Sonraki »

8/3/2009

Başlığı Şimdiden Belli: Nerdesin?

Başlığı Şimdiden Belli: Nerdesin?

 

Bu ne bir merak ne bir itham… bu aranan bir renk değil. Renksizlik. Saydamlık… öyle bir nerdesin bu. Seni göremiyor olabilir ama arada bir yerlerde olmalısın. İlkin pencereden dışarıyı seyrederken hissettim saydamlığını. Soğuktu ve sabahtı. Sabah sabah olduğu için daha bir soğuktu. Bekâr odamın kirli penceresinden dışarıya bakıyordum En çok ayaklarım üşüyordu. Gidecek anlamlı yer kalmadığından. Sövecek bir şeyler arıyordum..sonra kuşlar…

 

Gökten serpilmiş bir avuç kirli kanat. Açtı serçeler. Çöplerimi yağmalıyorlardı. biri benim beğenmediğim kuru ekmeği çıkardı çöplerin arasından.

 

Orada olmanı istedim sadece. Nerdesin dedim ve gör istedim. O anlamı ve anlamsızlığı. Tekliği ve çokluğu varlığı ve yokluğu. Nerdesin dedim. Yoktun ama oradaydın. Vardın ama görünmüyordun. Saydamdın. Arada kaldım. Bu yüzden yoktun sen. Ve bu yüzden her yerdeydin.  Tellerin dibine oturmuş seyrediyordun.  Ama değildin. Aklım kanıt istiyordu. Kalbim inanmayı istiyordu. Ve ben inanmama meraklısı olduğum için kuşlara sövmekle sövmemek arasında kaldım.

Boşuna….

 

Bu kadar basit ama bu kadar güzel çok az şey gördüm hayatımda. Kıştı soğuktu. Serçeler ekmeği çekeliyorlardı. Kapmaktan çok koparmak için. Bir sürüydüler. Açtılar.

 

Şimdi şaşkınım aslına bakarsan. O an bunu yazmayı çok istedim sana. O kadar çok istedim ki.. her şey akıyordu o an aklımda. Cümleler.. kelimeler. Anlamlar… her şey aklımdaydı. Şimdi unutmuş görünüyorum. Yavaş yavaş gidiyor. Gelmiyor ilham perisi denilen orospu. Gelmiyor çünkü her gelişinde defalarca ırzına geçtim onun. Ve her gelişinde başka bir kadının başka bir bakirenin dudaklarına adadım varlığını. Ben ilhama inanmayanlardanım. Doğru ya ben inanmamaya meyilli tipik bi gurbetçi çocuğuyum. Çocukluğum tren vagonları saymakla geçti. Ve en inandığım zamanlarda gelmedi trenler. İnanmak bir ihtiyaçken gelmeyen trenlerin artığı bir adamım ben.

 

Şimdi de gelmiyor kelimeler. Çünkü saklamayı bilemedim onları. O saflık o duruluk kalmadı. O an bitti. Geçmiş hiçbir zaman olduğu gibi anlatılmadı. Anlatılamayacak da. Çünkü sakladığın kelimelerin üzerine yenileri bindi. Duyguların üzerine yeni duygular. Pazardan aldığım incirler gibi geliyor şimdi bana. Üzerine patatesleri koydum. Sonra domatesler. Limonlar sapsarı. Ama ezildiler işte. Eski güzellikleri kalmadı. Onlar artık incir dalında bekleyen o incirler değiller. Belki de bu yüzden.

 

Saydam olduğuna inanmak istiyorum. Şimdi anlatamıyorum o yüzden sen oradaydın. anlatamasam da sen anlayacağın için. Tek sen kaldın değil. Tek sen varsın. Şimdi. hala dalında şerbetlerini yere damlatıyorsun ve beni baygın kokunla yere seriyorsun. şimdi bile değil. Şimdi.

 

Bu senin güzelliğin senin kadınlığın. Evet damlıyorsun. buğulu büyülü bir şey senin damlaman. Hüzünlü ve yorgun bir akşam yaşamayı hala hak ettiğine inanan adamın çilingir sofrasında incecik rakı bardağına buz gibi rakıyı doldurmasında senin buğulanman. Bardaktaki o buğu. Ve ilk yudum. Buğuyu silip geçen o ilk yudum. Silmek değil aslına bakarsan. Buğuyu kalbine taşıyan o yudum ve yudumlar. Sanırım benim gibi yalnızların midesinden önce kalbine akıyor rakı. Buğu ise akıldaki buğu. O tül, o perde. Belki de o battaniye. Aklın üzerini örtüyoruz battaniyelerle. Üşümesin diye değil. Daha çok uyusun diye. Uyuyor gibi yapsın. Gecenin geldiğine inansın. Bize inanmıyorsa da karanlığa inansın… Ya da karanlığı görmesin diye ona battaniyeyle avutuyoruz. Kimin umurunda. Benim değil.

 

Bu yağmur yağınca camlardaki buğu. İçeride olmanın güzelliği. Dışarıda olmanın özlemi. Arada bir cam.senden daha az saydam. Kirlenebilir bir şey. Ve arada o buğu. Ne tam gerçek ne yalan . tıpkı senin gibi. Ve sen damlıyorsun. içerinin sıcağı. dışarının soğuğu. Ve damlayan bir kadın. Tıpkı cama elif çizen o yağmur damlası gibi. O en eski hattat.

 

Ama ben kuşlar kadar bile adam değilim. Camdaki elife uzatıyorum ellerimi. Kapmak için. Bu yüzden bozuluyor harf. İnsan olamamanın ve zayıf insanın olmanın -belki de bu yüzden -insan olmanın parmak izlerini bırakıyorum cama. Çünkü parmak izidir suçun altına atılmış imza. Bu da rabbin zekası. En beşparmağından imzamı çakıyorum cama. Günah da olsa seni istemenin imzası. Ve rahmete olan imanın imzası.

 

Ne kadar güzelsin . serçeler ekmek sen ve ben. Serçeler ekmek ben ve belki sen. Belki sen oradasın.  Belki de değilsin ama. Çünkü çok şükür saydamsın sen. Bu yüzden en güzelimsin benim. Güzelliğine hiçbir kusur bulamıyorum çünkü çok şükür saydamsın sen. Tek olanın dışında mutlak güzelliğe inanmadım ben. Açlığın güzelliğine inandım. Yemeğin lezzetinden çok. Şerbete şekere değil susuzluğuma inandım. Güzel olan yaşatan yokluğundu. Öldürmeyecek kadar var olmandı.

 

tarkan başer

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

2 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: tarkan başer | Tarih: 2009-04-09 19:02:02
    Konu: ...
    yazdıklarını ciddiye alıyorum fazlasıyla. yazdıklarını anlamaya gidiyorum. haydi ya nasip

    Bağlantı »

  2. Yazan: VeNüS | Tarih: 2009-03-10 23:28:41
    Konu: danenin lezzeti
    o seni seviyor.senin sevdiklerini de seviyor.sevdiklerini sevmeni de seviyor.sevinesin diye sevdiklerini de sevindiriyor .sevdiklerini sevindirmeni seviyor.düşünsene, sevilmeseydin ne kadar zor olurdu yaşamak.sadece yaşamak yetmezdi sana.sevilseydin ama kimseyi sevindiremeseydin...
    sen sevinçli olduğun halde sevdiklerinin hiç biri sevinemeseydi...
    farkındamısın o ne kadar iyilik ediyor sana?
    seni sevdiklerine sevdiriyor,seni seviyor,sevdiklerini de hiç ummadığın sürprizlerle sevindiriyor.
    üzülmen onu üzer.şefkat ve merhametinin boyutları ötelerin de ötesinde olan o,sonsuzcasına üzülenlerden olmaman için herşeyi ama herşeyi bir anlamla,bir mesajla donatıyor.
    yaratılan her bir varlık,her bir durum ve olay aslında ondan sana bir mesajdır,inan.bu mesajların temel amacı senin mesajları okuyan ve anlayan bir sair haline gelmen, bu arada düz yazın da süper dünyanın gel- geç yüzüne kanmaman içindir.buna karşın çağın sadece madalyonunun ön yüzüne bakan arkasını unutan tek gözlü korsanları,seni gemilerinde bir kürek mahkumu haline getirmek için yerin güverteden ibaret olduğuna inandırmaya çalışıyorlar.güvertedeki kimi eğlencelerle mutlu olmaktan başka bir mutluluk yolu olmadığına inandırıyorlar.böylece senin engin denizi görüp de yüzme öğrenmeye kalkışıp kürek mahkumluğundan kurtulmandan ölesiye kokuyorlar.delirecekler haberin yok.onlar sahte sevinçler sunarak,anlık hazlar bağışlayarak seni ebedi bir hüznün kıyısına itiyorlar.ama unutma ki kuşu-serçeyi tuzağa düşüren danenin lezzetidir...

    Bağlantı »