Bir Yıl Sonra, Ankara'dan Aykırı'ya
Ne kadar unutmaya çalışırsam çalışayım; olmuyor. Keder topluyorum. Biliyorum. Ağlıyorum. “Çingeneler yağmuru bekliyor.” Bir ezgi var yavaştan. O ezgi ki, bulunamamış bir ezgiydi. Metafor yok. Bulamamıştım. “poyraz da ıslak ıslak yosun koktu.” Gitmedim bir daha. O mezarlığa bir kez daha gidemedim. Toprağı, hala Kızıltepe’deki odamda, bir bardağın içinde durur. Geçen gittiğimde kontrol ettim, sanki azalmış biraz poşetin içindekiler. Nasıl da sımsıkı tutmuştum mezarlıktayken. Yanımda kim vardı, birileri orada benimle konuştu mu, hiçbirini hatırlamıyorum. Hatta toprağı alırken bile, yaptığımın "Batılı" bir şey olduğunu düşünüp kendi kendime kızmıştım nedense. Onu eve kadar nasıl getirdim, neyin içine koydum, onu da hatırlamıyorum. Sadece şimdi bir bardağın içinde olduğunu biliyorum. Bir daha niye gitmedim ki ben mezara? Onu da bilmiyorum. İlk zamanlar hastane caddesinden de geçemiyordum. Artık geçiyorum. Hatta bazı bazı eve bile bakmadan geçiyorum unutup. İnsan, unutuyor mu? İnsan, madem unutuyor, ben neden bu kadar sık hatırlıyorum. Hatırlama kelimesinin ardında unutma kavramı olduğunun da farkındayım gerçi. İki nokta koymak istemiyorum, üç nokta hiç. “gök soyundu mevsimlerden, deniz oldu.” Öyle mi oluyor Allah’ım? Allah’ım, peki sen orda mısın? Allah’ım ordaysan üç kere ses ver. Ya da bir kere. Ama ses ver. Ses versen… (üç nokta koydum, bu benim sesim olsun, kendimden de nefret ediyorum.) “giyinirken bütün cevapsız yüzleri/neden yoktun?” Allah’ım? Şimdi hocam olsa burada, dün Zarifoğlu posteri astım kitaplığımın ardına, ona göstersem. Yeni bir bilgisayarım var hatta, güzel bir ekranı var, ekrana da Oğuz Atay’ı koydum. Hem bunları göstersem ona, sonra sürpriz yapsam, kedileri çağırsam adlarıyla: Asûde, Dilrûba. Hocam çok sevinse. Aklımda yanlış mı kalmış emin değilim ama sanki onların da vardı bir kedileri evde. Zihnim yanılıyorsa da sevmiştir, seviyordur kedileri. Eminim. Sonra. Sonra en sonunda bu şarkıyı dinletsem Metin-Kemal’den: “Hangimsin sen benim?” desem ki, hocam hani benim sizi en son gördüğüm gün vardı ya sizin evde. Evet hocam çok hayırsızım, hiç sormadım, arayamadım. Haklısınız hocam, kontörsüzlük bahane olamaz tabii. Evet hocam, Kadıköy’de yaşadım, hem de Cemal Süreya Sokak’ta. Hiç sormayın hocam, emlakçının gazabına uğradık, ama en azından orada yaşadım. Moda’ya mı? Tabii ki hocam, çok gittik. Zaten bizim ev de Moda diye geçiyordu, bilirsiniz siz de. Evet evet siz okulu bitirdiğiniz zamanlarda değiştirmişler sokağın adını. Evet, eski adı Cihan Seraskeri Sokak. Bu da yeni evimiz. Süleyman’la birlikte kalıyoruz. O şimdi Kızıltepe’de. Evet, tesadüf işte, siz buradayken o oraya gitti. Ama geleceğinizi haber alsa, dönmezdi hocam. O da çok özledi sizi. Evet, o da hayırsızlık yaptı biraz. Ama bizi bağışlayacağınızı biliyorduk hocam. Ahmet Hoca’yla da tanıştım bu arada. Nerde tanıştığımızı söylesem hayatta inanmazsınız, o yüzden boş verin hocam, asıl mesele tanışmamız değil miydi ki? Size ondan bile haber veremedim, ne deseniz haklısınız. En son Kitap Postası’nda gördüm Ahmet Hoca’nın yazısını, eminim siz de görmüşsünüzdür. Şiir mi? Çok az yazıyorum hocam. Aslında benden şair olmayacağını anladım sanki. Yok vallahi kaçmak değil bu ama sanki öyle olduğunu hissediyorum. Üzerine gitmek mi? Cesaret edemedim hocam. Tamam hocam, üstüne gitmeliyim. Haklısınız. Bu posterler mi? Ha, şu karşıda duran, okulda yaptığımız Cemal Süreya Şiir günü’ne ait. Evet, Cemal Süreya şiirleri okuduk arkadaşlarla. Altı kişiydik sanırım, neredeyse bir sene önceydi. Çok güzel geçti. Evet haklısınız hocam, mektup yazıyor olsam, bütün bunları size söylerdim ama dedim ya, insan hayırsızlığa bir alıştı mı, zaten artık ayıbımı yaptım, daha da üzerine gitmeyeyim, yan yana değilsek düzelmez diye düşünüyor bazen. Ama işte görüştük ya hocam, bakın benim dediğim gibi oldu, siz beni affettiniz, şimdi size evimi gezdiriyorum ne güzel. Yarın size o sokakta oturduğum evi de gösteririm. Ekrandaki fotoğraf mı? Valla hocam internetten arattım, arama motoruna Oğuz Atay yazınca, grafikler kısmında bu fotoğraf da çıkıyor. Evet ben de çok severim bu fotoğrafını. Korkuyu Beklerken’in kapağındaki fotoğraf değil mi? Biliyordum sevmeyeceğinizi. Evet, ben de okudum orayı. Yıldız Ecevit de demiş. Müteahhitlik dönemine ait sanırım o fotoğraf. Siz daha iyi bilirsiniz hocam, ben dört senedir yaşıyorum burada dalga geçmeyin siz de benimle şimdi. Valla benim hatırladığım kadarıyla arka tarafta Eminönü var. Durun bakıp geleyim içeriden. He tamam, sonra bakarız kitaplığıma. Ama sizinkinin yanında benimkinin adı kitaplık bile değil hocam.Yok vallahi tevazu göstermiyorum.
“Çingeneler keder topluyor
Biliyorum
Ağlıyorum
çingeneler yağmur bekliyor
biliyorum
ağlıyorum”
said aydın
Konu: ........
yakışıksız hatıralar girdabı beynim...
en üstte duruyor hala iki buçuk yıl öncesi...
ve inmeyeceğim diyor oradan,
taa ki başkası çıkana kadar..
sence zor mu?bence çok...
bu geçen zaman bizden gidiyor, başkasından değil...
zamanı dolmuşlarsa........
kalıyorlar orada ve katlanıyorlar...
Bağlantı »