YENİ SİTEMİZ:57.SAYI VE SONRASI

« Önceki | Sonraki »

10/5/2009

Çalışan Kadın İstanbul Efendisi'ni Sever

ÇALIŞAN KADIN, “İSTANBUL EFENDİSİ”Nİ SEVER

 

– Ne kadar harika bir adam… Tam bir İstanbul beyefendisi…

“Ne yazık ki köylüyüm. Nerelere saklansam?”

– Efendi ol canımı ye! E mi?[1]

“Efendi olma şansım kalmadı galiba, nereni yiyeyim şimdi?”

 

Akşam İdil Hanım için çıldırmaya yaklaşma anları yaşandı.

Aslında maçın 55. dakikasında, Galatasaray’ı bir taraftar olarak yalnız bırakırken… Hem de Nonda ve Lincoln dâhil on kişi… Hamburg karşısında benim de aklım başımda değildi. Nonda o golü kaçırdığında da normale yakın olduğum söylenemezdi.

Ne oldu da çıldırdık biz?

İdil, “Hazır annem buradayken tiyatroya gidelim, perşembe uygun musun?” diye sorduğunda; Galatasaray – Hamburg maçını hiç düşünmemiş olmam çok büyük bir talihsizliktir.

Oyuna birkaç gün kala “Ben maç izlemek istiyorum.” diye kıvırmaya kalkmam, haneme yazılan ilk eksi oldu. Hem maçı izleyip hem karnımızı doyurduğumuz köftecide, piyaza soğan istemem öfke bulutunu kabarttı İdil’in. Maç sırasında, kahvede arkadaşlarıyla erkek erkeğe maç izleyen biri gibi davranmam ise bardağı taşırdı galiba.

İlk yarı biter bitmez “Hadi gidelim!” emrini duydum.

Daha tiyatro oyununun başlamasına kırk beş dakika olduğunu söylediğimde, kendilerinin tiyatronun kapısında beklemeyi ve fuayede çay içmeyi çok özlediklerini öğrendim. Bu noktadan sonra yirmi – yirmi beş dakika kadar çok cesur hareket edip kendi fikrimde direttim.

Gişeden biletlerimizi aldığımızda maçın altmışıncı dakikası oynanıyor olmalıydı ve tiyatro oyununun başlamasına on beş dakika vardı. En az on dakika daha izleyebilirdim maçı.

Biz Kâğıthane’de otururken, yapımı başlamıştı kültür merkezinin. O zamanlar burada İstanbul Şehir tiyatrolarının çok güzel bir oyununu izleyeceğimi hiç hayal edemezdim. Proje tabelalarına konan resimler, bana göre eskiye özlemi ifade ediyordu ve gelecekle ilgili hiçbir umut barındırmıyordu.

Oyun başladığında İdil’e hâlâ rahat yoktu. Sahnede ölü gibi duran aşırı makyajlı oyuncular bana hiç de iyimser bir ileti göndermiyordu. Ama oyunun on beşinci dakikasında aldığım “1 – 1 bitti enişte.” mesajından sonra inanılmaz güzel sahne performansı izledim. (Salonun tıklım tıklım olduğunu söylemezsem, Hıncal ve kıl kankası Kılkan Haşmet’in vurgulanmasını arzu ettikleri popüler beğeni seviyesini ifade edemem.)

Danstan çok anlamam; ama tiyatro oyununun geleneksel renklerle, epik tiyatro anlayışından faydalanılarak inanılmaz güzel bir boyuta taşındığını söyleyebilirim. Müzikler, canlı performanslar muhteşemdi. (Olayı “muhteşem”den daha iyi anlatacak bir üst sıfat varsa ve ben onu kullanmadıysam, çok üzülürüm.)

Birinci perde bitince arada İdil Hanım’a sanırım yine ters bir şey söyledim ki dayanamadı:

“İnanamıyorum Mehmet! Dırdırsın!.. Kabasın!.. Kendine ve başkalarına saygın yok!.. Ağzın soğan kokarak tiyatroya geldin!.. Değer bilmezsin!.. Birinci perdede bu kadar eğlendin ve hâlâ bana bir teşekkür bile etmedin… Ben sana daha ne diyeyim?”

– “Perşembe günleri tiyatroya gelmeyelim. Geldiğimizde hep Sultanahmet Köftecisi’ne gidelim. Köfte soğansız yenmez ki?” diyebilirsin aşkım.

Köfteyi soğansız seven tüm çalışan kadınlar muhtemelen “İstanbul Efendisi”ni de çok seveceklerdir.

Yer bulabilmek için İ.B.B Şehir Tiyatroları’nın internet sitesinden rezervasyon yaptırabilir ve bilet alabilirsiniz:

http://www1.ibb.gov.tr/tr-TR/SehirTiyatrolari/

İdil öyle yaptı, kapıda kalmadık.

Şimdiden iyi seyirler.

mehmet idareeder



[1] Sözün aslının “Adam ol, canımı ye.” olduğunu biliyorum. Denk geldi, böyle kullandık.

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır