Cennet Bahçelerinde

2011-09-28 00:37:00

cennet bahçelerinde…

                                 (can dostum Cennet’e)
 
Sensizlikle boğuşan bir gecede seni yâd ettim, uzun uzadıya. Seninle buluştum hayallerimde, hatıralarımda gezdirdim. Mavi gökler ülkesine yolculuk ettik beraber. El ele tutuşmuş iki yaramaz kız çocuğu. Korkak ve yılgın… Sitemli ama suskun… Geçmişi tozlu raflara kaldırmış, bugünün geçmesini bekleyen sabırsız gönüller…


Dostum, ne de özlemişim seni. Küçüklüğümün bitmeyen, tükenmeyen koca sevdası. Yağmurun ıslatamadığı rüzgârların savuramadığı titrek yürekli dostum. Özlemim oldun sen, özlenen oldun yıllardır. Seni aradım kalemimde, seni aradım baktığın her yerde, duyduğum her seste, hayat bana sırt çevirdiğinde. Yalnızları oynadım hep. Yeşilliklerin arasında kayboldum gün geldi. Bazen de bakışlarda, o bakışlarda seni aradım. Hâlbuki sen benden hiç gitmemişsin, gitmedin. Bir sen unutmadın beni karlı dağlara tırmanırken. Bir sen arkana dönüp baktın; “neredesin, gel hadi” demek için. Beraber tırmandık ayaklarımız kaya kaya. Beraber dikti bayrağımızı. Mutluluğumuz eritti her yeri, güneş açtırdı gökyüzüne. Ama ben bu güneşin hep kalacağını düşünüp avuttum kendimi. Salmışım çiçek açan sevdamı aç kurtların sofrasına. Var sanmışım, dost sanmışım, yoldaş sanmışım. Yazık ki hepsi sonu gelmeyen tek kişilik dev kadrolu bir oyunmuş. Dostum; gönlümü süslediğim pembe kurdeleler, neşeyle gülümsediğim portreler, yollar, beyaz atlılar yalanmış. Kısacası ben her şeyi samimi bir kara olarak görüyormuşum!


Neyse boş verelim beni, üzüntülerimi ve sevinçlerimi. Biraz da beraber dolaşalım sandalda. Şarkılar söyleyerek, kahkahalarla yoldaşlık ederek. Denizle mavi gökler ülkesini birleştirelim, sevdasız gönüllere tohum atalım. Pusulamız kırmızı gül olsun, zaman gelsin rehberimiz olsun. Okul bahçesinde kol kola gezdiğimiz günlerdeki gibi olalım. Yılmayalım bize karşı gelen oklara, o oklar barış çubuğumuz olsun taşlı yollarda. Gün gelsin o oklar bize bizi hatırlatsın. Zincirleri güllerle sağlamlaştırılmış salıncaklarda sallanalım. Mor salkımlı üzümleri biz takalım asmalara. Poşulu amcanın çocuklarını unutmayalım, gözyaşlarını içlerine akıtmayalım. Bir gün olup da o gözyaşları bizi ağlatmasın, “keşke” dedirtmesin. Yeniden oklarımızı kullanalım, bize bizi unutturmamaları için. Geçmişimizi hatırlatalım, alıp başını giden gençliğe. Eğer bugün umursamıyorlarsa günü, yarın onları da umursamayanların olacaklarını bağıra bağıra anlatalım.


Var mısın, bana elveda demeyen yoldaşım?
Var mısın, karanlıklarda güneş gibi parlamaya?
Var mısın, parlayan yıldızlara ulaşmaya?
Bana sorma çünkü ben seninle her şeye varım!
İşte… seni andım çayımı yudumlarken, mektuplarını
karıştırırken. Okudum hepsini, ağladım. Akan gözyaşlarım geri döndü bana, seni hatırlatmak için. Sen süzülen gözyaşlarımda bile varsın. Dostum; sevdaları hep gülen, ayçiçekleri sır tutabilen ve güneşi gördüğünde beni unutmayan bu çiçeklerle dolu, gülle bülbülün mesut olduğu, baharların kendi gelişlerini merhaba deyişini bayramlarla kutlayabildiği cennet bahçelerinde buluşmak dileğiyle…

                                                                  bahar karakoç

193
0
0
Yorum Yaz