Çürüdü Dünya Önümde Gördüm
“her sabah aynı ölü evine uyanmak hep aynı işte ödünç nefeslerim işte bütün adımlarım olmaz olsun yaşamak sevinci, gam mı sevinçsiz de sürüklenir bir ceset elbette suyu çekilmiş bu ağacı taşlamak şimdi görevim” çürüdü dünya önümde gördüm Hangi ölü başlattı tabutuna bir tekme atıp gömülmeyi reddetmeyi? Neden hepimiz can çekişmek için burada toplandık? Yaşam da ölüm de tek kişilik değil miydi hâlbuki? Hiç hava kalmadı hiç can kalmadı. Öldük, şimdi dağılabiliriz. Herkes mezarına gidebilir, hatta bir an önce gitmelidir. Çürüyen bir cesedi dolaştırmak sağlığa zarar verebilir çünkü. Hepimizi gördüm gözlerim yanacak sandım. Ölülerden birisi, bu yıl kâr oranındaki değişimi hesaplıyor; birisi kaç puan alırsa sınavı geçebileceğini düşünüyor; bir diğeri başkalarının zevklerine uygun olmak diye bir dert edinmiş durmadan alışveriş yapıyordu. Hiçbir şey olmamış gibi kalpten, sevmekten, fedakârlıktan dem vuranlar, ulvi bir gaye uğruna hayatlarını verdiklerini düşünenler de vardı. Ve gidişatın hiçbir yerine yakışmayan cümleleri. Hepsini dinledim. Sonuna geldiklerinde başını unuttuğum cümlelerini sabırla dinledim. Unutuyordum, çünkü sadece benim dinlemem canlanmalarına yetmiyordu. İşte her yönden kuşatılmışız. İşte her şeyi hesaplamışlar. Hücrelerimizden başlayıp şehrin sınırlarında sona eren binlerce tuzak kurmuşlar. Tuzaklar, birbirimizden ve cüzdanlarımızdan geçiyor. İnsan kendine tuzak olmaya rıza gösterdiği için hepsi. Hayır çıkış yok. Burada kaldık. Yazık cesetlerimizi mezara götüremeyeceğiz. Hep beraber çürüyeceğiz çıkışsızlığımızda. En derin inkârlarla örtüyoruz çürüyen yerlerimizi. Sadece klişelere inanıyoruz uzun zamandır. İşte bu iman sürüklüyor cesetlerimizi. Sokaklarda kol geziyor, çorbalara karışıyor, rüyaları denetliyor. Bebeklerin biberonlarına süt diye ondan koyuluyor, konuşmaya başlayana amentü niyetine ezberletiliyor. İşte kan yerine akıyor tüm damarlarda.
En korkuncu şehrin meydanı. Yaşıyormuş gibi yapan bunca ceset, hangi oyunu sergilemekte bakamıyorum. Yürürlükteki saçmalığın altında imzamız var öyle mi? Bir ara hep beraber kafamızı sallamış olmalıyız. Madde madde nefessizlik madde madde eksilmek.
Öldük ama kalbimize ne oldu? Soğudu desem. Bazıları kalbimizin tekrar ısınabileceğini söylüyor inanmıyorum. Ben bir kere ölüneceğine inanıyorum sadece bir kere ölüneceğine. Soğuğa bulaşan hiçbir kalbin geri dönemeyeceğine.
Suçlarımızın en büyüğü gün ışığındaki hayata aldırmazlığımızdı. Bir sabah gün ışığındaki hayat çekilip alındığında ve biz bunu farketmediğimizde kıyamet gelmişti aslında. Şimdi soğukluğu ürperten bu donuk aydınlığa mahkumuz. Cesetlerimizi üşütecek kadar soğuk.
Yüksekçe bir yere çıkıp haykırsam hiç kimse dinlemeyecek beni biliyorum. Şehri boşaltmalıyız artık, bağlarımızdan kurtulmalıyız halbuki. Ölmek işin yarısı, mezarlarımızı bularak tamamlamalıyız onu. Herkes bir an önce kendi çürüyüşünün başına dönmeli.
Varlığımız kayboluş rengini alalı ne çok oldu. Kayıp cümleleri dillendirmek için heyecanın gerekli olmadığını anlayalı ne çok oldu. Günlerimizi aynı iz üzerinde gidip gelmeye tahsis edeli ne çok oldu. İçimizden kimse bu kısır döngüden şikayet etmeye kalkamaz o halde. Öyle geç kaldık ki.
Tek bir adım atmaya kalkışan herkes karşısında tüm cesetleri buluyor. Yürürlükteki tek eylem çürüyüş burada. İtiraz, tarihindeki en dışlanmış zamanını yaşıyor.
Paranın, cesetleri ayağa kaldırıp dolaşmaya mecbur edecek kadar güçlü olduğunu bilmezdim; dehşetle öğrendim. Çirkin bir inkarı bu denli yaygın kılacak başka bir güç yok hem: herkes birbirinin hayatına dair süslü cümleler kurmakla meşgul. Birisi çıkıp gerçeği söyleyiverse açlıktan öleceğini düşünüyor. Ya da adını sevgi koyduğu o korkunç varlıktan mahrum kalacağını. Elimizde emanet bir huzur hissiyle klişe yalanlar altından geçip tamamlanıyoruz ucuzundan.
Ben de ölmüştüm bir zamanlar. Diğerleriyle beraber klişelerin bir ucundan tuttuğum da vakidir. Farkında olunmadığı sürece ölü olmak, rahatsız edici bir durum da değil aslında. Ama birdenbire gelen bu hatırlayışı ne yapmalıyım şimdi bilmiyorum. Hiç kimseye bahsedemem bundan, manalı manalı gülmelerine dayanamam.
“Ama öldük biz; acıklı bir hikayeye dahiliz.”
şehnaz mile
0 yorum yazılmıştır