İkinci Ürkü
ikinci, ürkü
/ bir saat iki saat üç saat gibi şeyler oluyor / ama / hiçbir şeye benzemiyor / tutturduğum türkü /// nedendir bilmem / edip'le söylediğimiz zaman / oluyordu hâlbuki / (Turgut Uyar)
[elimi kaç kere yıkadıysam o kadar kere havlu tuttum. gözlerimin rengini hep siyah bildim aynaya karşı, kimliğimi dört kere değiştirdim hiçbirini kaybetmemiştim. "şiirde bütünlük!" dedi davudî bir ses, deniz tarafından: ünlem nedir bildim. kimliğimi bildim, kimliğimi unuttum kaç kere havlu tuttuysam avludaki kuyudan o kadar korktum. denizi ilk gördüğümde dalgakıran aradım kıran kuyuyu, kızan avluyu, mavi kimliği. üç tane ay, iki tane yıldız, içinde dört kardeş bir yeğen uyunulan mavi taht. "gözlerini kapama, beni deniz tutmaz." diyenin elini üç kere bıraktım, dördüncüyü hiç. ünlemi uğuldayan o sesi duymazlıktan, cümleyi görmezlikten, unuttuğum çorabı hatırlamazlıktan geldim. sakalımı nereden kessem?]
Çok özenerek aldığım mavi bir kalemle dokuzuncu sayfasından ayırdığım ve günlerdir televizyonun yanında dergilerin arasında duran o kitabı almaya uzandım. Az önce de kırmızı defteri yerdeki yığının içerisinden çekip aldım, alırken aklımda hiçbir şey yoktu, şimdi de yok. Müzik yok, ses yok, hareket yok. Bu dinginlik hayra alamet değil, çağırdığı ve çağrıştırdığı her şeyden ürküyorum, kafiye değil. Mavi kalem hala orada, kırmızı defter yer değiştirdi, üzerinde acemice gibi görünen ve sarı saman kağıdına basılmış o kitap da artık defterin üstünde, kalem hala orada. Kitabın yirmi ikinci satırının h'si büyük başlayan ilk cümlesinin altını çizmişim, kurşun (ve muhtemelen uçlu) bir kalemle: "Hayır, hiç kimse intihar kararına varmaz." diyor Farisî uzak akraba. Bu daha ilk cümle.
Ne çok şeyden ürktüm. Ne çok şeyden. Tekrar etmekten, yorulmaktan, yürümekten, yazmaktan, arkadaşlardan, annemden, öğretmenlerimden, askerden, cemselerden, kimliğimden, denizden, kitaplardan, otobüslerden, duraklardan, sevgiliden. Ben bütün bunların ürküntüsünün toplamı gibiyim aslında, ama daha birçok şeyden ürkmek için yaşıyorum. Hayretle ürküyorum ben, şaşırarak, apışıp kalarak, böbreğim sancılanarak. Nerede okudumdu şimdi hatırlamıyorum, bize ürkek görünen birçok hayvan aslında en cesur olanlarıdır diyordu. Okuduktan sonra bir cesaret gelmişti bana da, demiştim tamam, demek ki ben de cesurum, aslında cesaretin zıddı ürkeklik değil korkaklık. Korkmadan anlatmalıyım, ama ürkeklik iyi midir? İki kere.
[çeyrek geçe vapur var, bir de çeyrek kala. şaşıyorum hala, hayret ediyorum virgül yazan kaleme, kalemin kırmızısına, denizin mavisine, denizin şaşmazlığına, vapurun insanına, insanın hayretsizliğine, tekmiline hayret ediyorum. bazen küfrediyorum, çoğun seviyorum, küfür insana yakışır diyorum, karşılığı yine insandır diyorum, brandalar tenteler darabalar kepenkler taraçalar tarçınlar evlerin altıncı katından atlayan asûde kediler dilrûba kadınlar... hayret ediyorum kimliğime, üzerinde yazan ismime, bu kalemin ekseri kırmızı yazışına, balkonlara şairlere şiirlere kelimelere harflere... tenteler, denizler, kıranlar, hevesler]
"İntihar bazılarında birlikte bulunur." (diri gömülen, Sadık Hidayet, yky, İstanbul Şubat 1995, s. 8, paragraf 6, cümle 2)
[saat sabahın altısı, katlardan altı. balkonlu evlerin mimarı benim, ubeyd söyle karakoç'a o öpsün alnımdan. alnım geniş alnım dar, balkonum var, evim dar. parmağıma gelen bir yüzük var, dizimi kırdım, kızımı kırdım, ettim kıraat. kırk kıraat ettim kırk kıraat. hızarla kırk saat!]
Konu: Said Aydın' a
Bir yazı, bin yol. Yormadı aksine aktı gitti. Kaleminize yüreğinize sağlık. Sadık Hidayet'i Kör Başkuş' la başlayıp hep bir oburlukla okudum, ayrıca bir teşekkür de bu yüzden etmek istedim. Sağlıcakla kalın.
Bağlantı »