Kelebeklerin Ağladığı
Kelebeklerin Ağladığı
Beyaz kâğıtlara eflatun mutluluklar yazdım senin için. Eflatun yazarken siyah hüzünler döktüm yüreğine. Kurduğum saydam hülyalarda kâbus kâbus ağladın. Çiğdem, sümbül ektiğim topraklar çamur çamur yapıştı pabuçlarına.
Koklayamadan güllerini, metruk kalbimin izbelerinde, kirli pabuçlarınla soldun. İstanbul’da soldun, Kudüs’te soldun, Mardin’de, Endülüs’te soldun, Çin’de, Hint’te, Tibetli rahiplerin yüreklerinde soldun. Soldun ve hiç bir kutsalımda açmadın yeniden. Tozlu ellerin, terli alnınla kokmadın bir daha, erguvandın, mevsimin hep geç geldi erken geçti. Çok kısa sürdü mevsimin. Bir sağanak gibi geçtin suçlu bakışlarımdan.
Ben vaktiyle henüz sen iken misket oynardım, toprağı karışlayarak. Sen ise benim misketlerimle oynarken öldün. Ellerinde bu ölümcül oyuncaklar, bütün kutsallarımı soldurdun solarken. Karışladığım toprak arşınladı körpe tenini. Ayağına, pabucuna sarılan toprak daha çok sevdi seni benden. Ben sana kollarımı açamadım, o içini, kalbini açtı, bağrına bastı seni.
Kelebeklerin akşamüstü öldüğünü söylediydim sana, lakin gösteremedim. Hoyrat tuttum kırdım dalını, çok çabuk soldurdum. Taç yapraklarında çiçeklerin, kelebeklerin gözyaşları kaldı senden yadigar. Ardından ağlarken kelebekler, neden dediler, bu kadar az yaşadı, kozalarımızı verseydik ona bizden evvel ölmeseydi. Kaldırım görmemiş kirli pabuçlarıyla kovalasaydı bizi, şu çiçek senin bu çiçek benim, kırlarda birlikte koştursaydık dediler. Kelebekler kadar üzgün ve şaşkınım. Ne çabuk öldün.
Yürürken düşmeyesin diye kimi zaman, bu metruk, bu susuz, bu gölgesiz, bu çöl yüreğimi asa yapardım anne eli tutmamış eline. Çamurlu pabuçlarınla sendelediğinde bazen yüreğime tutunurdun. Tutunduğun yerlerine çöl yüreğimin, yağmur yağardı usul. Tutunduğun yerleri çöl yüreğimin gökyüzü olurdu, akciğer olurdu, bir soluk vaha olurdu. Yüreğim eline tutunurdu. Öldün, kirli pabuçların serap.
Öldün, ayak izlerini bırakarak hücrelerimde. İçimde takip ediyorum izlerini sabahlara çıkıyor izlerin. Özleminle çiçeklere ağlayan kelebeklere çıkıyor, gecelerde biriken yaslarına çıkıyor kelebeklerin, çiy tanesi gibi demlenen gözyaşlarına. Özgür kanatlarınla içimden ufka yürüyen mucizelerine çıkıyor. Erguvandın, toprağın sıcacık bağrındaki buruk tebessümüne çıkıyor izlerin. İsimsiz körpe bedenine, mahzun gözlerine çıkıyor, her an açıp da ölü bakışlarını bu mahcup, bu metruk kalbime saplayacakmışsın korkusuna çıkıyor.
Oysa öldün, birazdan güneş batacak, kelebeklerin kanatlarının döküldü tozları, renkleri, erguvan kokulu toprağına döküldü kelebeklerin. Güneş batacak birazdan, yarım dudak gülümseyişlerin, suskun acıların, karanlık kederlerin yarenimdir. Saçlarında, sağ ve sol omzunda titreşen gümüş kanatlı hüzünler yarenimdir, ıssız gecelerinde yalnız bırakmadığım.
Beni de çağır yanına, yarenim ol.
a.samet dindar
yirmiikikasımikibinaltı

0 yorum yazılmıştır