YENİ SİTEMİZ:57.SAYI VE SONRASI

« Önceki | Sonraki »

10/6/2008

Padişahım Çok Yaşa

 

PADİŞAHIM ÇOK YAŞA

                Son gelişmeler gösterdi ki bizim hayranlığımız başkasına benzemez. Ya da konuya değişik açıdan bakacak olursak; bizim dışımızda gelişen her türlü olay – hele de Avrupa malıysa- hayranlığımız, çılgınlığımız hiçbir sınır tanımaz hale geliyor.

                İngiltere kraliçesi ülkemizi ziyaret edecek dendiği günden beri medyadan tutun da siyasi platforma kadar dört bir yanda bir telaştır aldı başını gitti. Cumhurbaşkanına, başbakana ya da kraliçenin önünden geçecek dükkân sahiplerine kadar herkese nezaket dersleri verenler televizyonların başköşesinde ahkâm kesit, durdu. Kraliçe gitti, şimdi yine bize yakışan tavırlar devam ediyor. Bursa’da kraliçenin oturduğu koltuk korumaya alındı, müzeye kaldırılmak istendi, günü geldiğinde de açık arttırmayla satılacakmış.

                Demokrasiden, rejimden yana tavır takınanlar demokrasi yerine kraliyetle yönetilen bir ülkeyi sorgulamayı bırakın seksenini aşmış kraliçenin yediğinden içtiğine, taktığından giydiğine kadar her türlü teferruatı bilmeyi marifet sayıyorlar.

                Şöyle bir düşündüm de; bizde de İngiltere’ye benzer bir durum devam etseydi ve padişahımız sarayında yaşasaydı, divanı toplayıp görüşmeler yapsaydı, başbakanı sarayında haftada bir kabul etseydi, televizyonda halkına hitap etseydi, aynı durum ortaya çıkar mıydı; cevabı net bir şekilde vereceğimi sanmıyorum. Padişahımız İngiltere’ye bir ziyaret yapacak olsaydı acaba İngiltere aynı telaşa kapılır mıydı yoksa geçmişin hıncını almak için protokol kurullarını harfiyen uygulatıp padişah hazretlerine soğuk terler döktürür müydü, doğrusu düşünmek gerek.

                Geçmişi unutup, hoşgörüyle sevgiyle yaklaşalım herkese gibi beylik laflar söylerler herhalde bizim medyatik yorumcularımız. Hoşgörü güzeldir, adı anıldığında bile insana bir hoşnutluk verecek kadar yumuşak bir duruştur ama kime göre hoşgörü? Bu mekanizmayı kafamıza göre işletirsek bunun adı hoşgörü olmaz, tek yönlülük olur, zihin bulanıklığı olur.

                Voleybolcu bir bayanın – hem de çok başarılı olmuş bir bayanın- sporu bırakıp örtüneceğini söylemesini diline dolayan bir takım medyadan nasıl bir açık düşünce beklenebilir ki? Sporunu yaparken her şey normal fakat iş kapanacağını söylemeye gelince bir anda değişiyor her şey. Aynı durumu, söz konusu medya, Hakan Şükür’ün milli takıma, Türk futboluna yıllardır verdiği emeği göz ardı ederek Kutlu Doğum için söylediği sözler neticesinde de linç girişiminde bulunmuştu, bunu da unutmamak gerek.

                Hoşgörüsüzlüğün yanında görmemezlikten gelme de bir takım medyanın başvurduğu yöntemlerden biri. Bir partinin genel başkan yardımcısının hacca gitmek isteyen ve kendisinden yardım isteyen bir vatandaşa karşı kullandığı; “Araplara para kaptırma boşuna. Oraya gidince Muhammed seni bırakmaz…” gibi incitici sözler söylediği haberleri bazı haber bültenlerinde ya da gazetelerde görmek nedense mümkün olmadı. Kim bilir belki de kendi düşüncelerini dile getiren o şahsı haber yapıp da kendilerini daha fazla ele vermek istememişlerdir ama artık aklıselim olan herkes biliyor ki bunların dinle imanla işi olmaz.

                Ülkede her şeyin birbirine girdiği, kurulu bir saat gibi suni gündemlerin ardı ardına geldiği bu günlerde artık bekler olduk acaba hangi gereksiz kişiler konuşacak da piyasalar alt üst olacak, ortam gerilecek diye. Dini değerleri fütursuzca eleştirenler, ülke istikrarına bir tek taş koymamış olanlar neyin peşindeler anlamak mümkün değil. Seçimde kazanmış olmak her şey demek değildir diyerek ortamı gerenler acaba iktidarı değişik yolardan mı elde etmeyi düşünüyorlar, bekleyip görmek lazım.

                Bir padişahımız olsaydı bu gidişata ne derdi acaba? “Rahmetli dedem Yavuz Sultan Selim olaydı, kuşanırdı kılıcını haddinizi bildürürdü sizün.” derdi herhalde ve ertesi gün gazete manteşleri savaşı başlardı. “İstemezük” diyenler hemen teşkilatlanıp Taksim’de ve ülkenin dört bir yanında “İstemezük” mitinglerine başlarlardı. Bir diğer medya ise “Padişahım çok yaşa!” deyip şöyle gösterişli bir çiçek ve envai çeşit tatlılarla padişah hazretlerinin sarayına ziyarete giderlerdi. Akşam haberlerinde baro başkanlarından tutun da çeşitli meslek kuruluşlarının il başkanlarına kadar birçok zevat televizyon karşında padişahın ihtiyarladığından başlayıp onu devirme planlarıyla işlerine en çok yarayacak oğlunu başa geçirme senaryoları sürer giderdi.

                İleriye dair umut edecek bir ışık görmek zor. Pamuk ipliğine bağlı piyasalarla, aklının üstü örtülmüş medyatik kuklalarla günü birlik yaşıyoruz ve kazasız atlattığımız gün bulabilirsek şükrediyoruz. Sait Faik Son Kuşlar hikâyesinde gelecek günleri işaret ederek diyor ya; “ Bizim için değil ama çocuklar sizin için kötü olacak.” Işık görünmüyor, her yer zifiri karanlık. Gelecek günlerin kötü olmaması tek dileğimiz. Allah şükrümüzü arttırsın.                

mustafa uçurum

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır