Perilerin Dilinden

2011-01-15 00:38:00

  PERİLERİN DİLİNDEN     Gökyüzünde özgürce dolaşan, beyazın, parlaklığın en güzel halini sergileyen perilerden dinlerdim hep dünyanızı ve sahipleri siz insanları. Hiç bitmeyen heyecanımla oraya düşeceğim zamanı bekler, hayallerimi biraz da gerçek anlara saklardım. Dünya o kadar muhteşem, o kadar değişilmez ve o kadar ulaşılmazdı ki uzaktan sadece rengini dahi görmek sabırsızlığımı sürekli canlı ve dingin tutardı.     Ve işte bir gün, benim dünyamın umudu, kavuşmayı ifade eden bulanıklığı ve karanlığı hâkimiyetini ilan etmişti. Bu defa heyecanım ve sabırsızlığım beni hiç farkına bile varamadan yeryüzüne doğru, aşağı doğru itiyordu. Benim gibi küçük milyarlarca damlayla birlikte gökyüzünden, yeni dünyamıza doğru süzülüyorduk. Hepimizin farklı hayalleri, farklı duyumları vardı yeryüzüne dair. Kimi bir ırmağa, kimi bir göle, kimiside bir denize düşmeyi istiyor ama kaderlerine de boyun eğerek merakla bekliyorlardı.     Benim kaderim tamda istediğim, hayal ettiğim gibiydi. Anadolu denilen yerde bir dağın eteklerinden doğan, ilkbaharın, çiçeklerin, yeşilin, hayvanların, düşlerimdeki manzaranın en güzel biçimde seyredildiği, gür ve bir o kadarda parlak, temiz akan o muhteşem ırmağın sahiplerinden biriydim artık. Bütün isteklerimi, arzularımı gerçekleştirebilir ve hep anlatıldığı gibi insanlar için hayat kaynağı olabilirdim bundan böyle.     Bu coşku ve keşfetmenin en derin haliyle macerama başladım. İlk başta her şey anlatıldığı gibi güzel hatta inanılmazdı. Hayallerimin dışına çıktığım, akıl erdiremediğim manzaralarla karşılaştığım çok anlar olmuştu, ilk gördüğüm insan olan o genç kızı görene kad... Devamı

Ah Babalar!

2011-01-15 00:25:00

Ah! Babalar                                                                         Ben küçükken bir sapanım vardı. Ben gibi birçok arkadaşım sapanla büyüdü. Benim çocuklarımın çocukluğu bizimkinden çok farklı. Lastik sapanlara değil, su silahlarına ilgi gösteriyorlar. Her çeşidi var bu silahların. Su tabancaları, uzun namlulu, su depolu, su tüfekleri, hatta yüzük gibi parmağa takılanları var.                Aslında seviniyordum sapanın kırıcılığından uzak büyüyecekleri için. Bu silahlarla ne bir kuşu konduğu daldan düşürebilir, ne de su savaşından daha tehlikeli bir savaşa girebilirlerdi. Anneleri gibi, hasta olmalarından korkmadığımdan çocukların neşe içinde oynamasını hayranlıkla seyrederdim.                Ama yanılmışım. Daha sonra ortalığa boncuklar saçan tabancalardan yaptılar. Tıpkı aynı döneme rast gelen “poke-tasolar” gibi hızla yayıldı bu oyuncak. Sokakta gördüğüm her çocuğun elinde bunlardan vardı artık. Haliyle benim çocuklarımda istedi. Ben en başından bu silahlara bir tavır almıştım. Almamakta direttim ve almadım.                Saatlerce evlerinin balkonunda oturup dışarıyı seyreden yaşlı teyzeler arkadaşlık ilişkilerinin dahi ne denli değiştiğini görmüş... Devamı

Garip Adına Bir Masal-4

2010-08-14 18:20:00

  Garip Adına Bir Masal (4)   Garip iş getirir. Anı’nın karşısına oturur. İşi anlatır. Anı onu dinlerken, gözleri küçücük kulaklarında, hoş burnunda, beni öp diyen dudaklarında, dolaşır. Anı gözlerini gözlerine getirdiğinde o hala Anı’ya bakar anlatmaya devam eder. İki kere çalan telefonu açar. Anlattığı iş bölünür. Garip kaldığı yerden devam ederken Anı gözlerini burnunda ve dudaklarında gezindirir. O sırada tekrar gözlerini gözlerine getirdiğinde karıştırır anlattığını Garip, kekeler ve gözlerini kaçırır. Kaçırdığı gözleri bu sefer üstünde giyindiği beyaz boğazlı kazağında gezinir, belirgin göğüslerinde; takılıverir. Tekrar gözlerine bakar. Bu sefer gözlerini kaçırmaz. İşi anlatmaya devam eder. Örnekleri masanın üzerine bırakır. Yolcu vagonunda o yoktur. Oturur yerine. Gözünü kapar, uyur pozisyona geçer. Onu görür. Beraber, dörtgen kutunun içinde aşağıya inerler. Yavaşça ona yaklaşır. Dudaklarına dudaklarını dokundurur. Seni seviyorum Garip. ‘Seni seviyorum.’ … Gözleri Garip’in üstündeki kırmızı gömleğinin çizgili küçük karelerine takılır. Üzerine mavi kazak geçirmiştir. Gözleri hala küçük karelere bakar. Zincir sesleri gittikçe çoğalır. gülten ağrıtmış ... Devamı

Şemsiye

2009-03-08 23:22:00

<!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:"Lucida Console"; panose-1:2 11 6 9 4 5 4 2 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:modern; mso-font-pitch:fixed; mso-font-signature:-2147482993 6144 0 0 31 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:10.0pt; margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:Calibri; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-language:EN-US;} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:18.0pt 28.3pt 35.95pt 18.0pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-columns:2 not-even 256.8pt 35.4pt 256.8pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> ŞEMSİYE Dün bir şemsiye aldım kendime. Hiç de böyle bir niyetim yoktu hâlbuki. Sıradan yaşantımın olağan bir günündeydim. İşten çıkmış eve dönüyordum. Yağmur başladı. Cadde birden bir çiçek bahçesi şenliğinde şemsiyelerle doldu. Rengârenk çadırların arasında korunaksız bir tek ben vardım. Biraz canım sıkıldı. İri damlalar delirmiş gibi akıyordu paltomun üzerinden. Saçlarımdan yüzüme minik nehirler iniyordu ve o an bir cümle çınladı sanki kafamda: Niçin bir şemsiyem yok benim? Bu ülkede arabanızın farını gündüz açık bırakırsanız karşınızdan gelen sürücüler kendi farlarıyla sizi uyarır. Ayakkabınızın bağcıkları yerlerde olsa, yanınızdaki arkadaş, ‘şimdi düşeceksin, biri basacak, ayakkabılarının ba... Devamı

Na-Sır

2007-12-02 22:10:00

Na-Sır -Alo…!? Şefkat Hanım Teyze?   -…….. -Yanlış numara mı?    -….. Anlıyorum. Madem öyle size bir sır vereyim.   -Afedersiniz….?! 61 B geçti mi acaba?  -……. -Hmm. Bir sonraki ne zaman gelir?   -….. Demek son otobüstü. Madem öyle, bir sır vereyim size.   -……..    -Hayır, oyun alanında çocuğum yok maalesef. Aslında evli bile değilim. Çocukları izlemek için geliyorum bu parka. Ve belki… Hani… Olur ya… -…….     -Tabi. Güzel dilekler. Teşekkür ederim. Çocuğum yok ama size bir sır verebilirim. İster misiniz?   Sır tutmayı bilir misiniz…? Bilmelisiniz. 1.SIR : Hayatım boyunca dolmuş müsait bir yerde durduğu zaman inenin şoför olmasından korkmuşumdur hep. Neden olmasın öyle değil mi? Pekâlâ sıkılmış olabilir yaptığı işten, canına tak etmiş olabilir. Güneşli bir yaz günü, yoldan geçerken gördüğü muhteşem bir manzara karşısında iç geçirip, çoraplarını çıkarıp sonra, salkımsöğüdün gölgesine uzatmak isteyebilir ayaklarını. Buraya kadar diyebilir. Dahası, meslek hayatının sonuna geldiğini söyleyerek jübilesini birlikte kutlamayı isteyip istemediğinizi sorabilir. 2.SIR : Hayatım boyunca harfler canlı varlıklar gibi gelmiştir bana. Hareketli, kıpır kıpır… Onları sesli sessiz diye ayırmak yerine uslu, yaramaz, sevimli, yakışıklı gibi ön adlarla nitelendirmek daha doğru olurdu sanırım. Şeklen de boşluğu çağrıştıran “o” harfi, bunalımlı bir anında boş bulunup kendini asabilir ve reenkarnasyona inanıyorsa eğer “8” rakamı olarak tekrar döndüğünü iddia edebilir mesela. Zaten 8 rakamı boynuna urgan geçirilmiş bir “o” harfinden başka ne olabilir ki? En fazla beline korse takmış şişman bir sıfır… Ha bu arada bir gün bir yerde bir kelimenin harflerini boyun boyuna sarılmış fotoğraf çektirirken görürseniz şaşmayın… 3.SIR... Devamı