Canımın İçi

2011-01-15 00:41:00

  CANIMIN İÇİ                                                                                 Meğer bir dumanmış hayat.. Meğer yalanmış evet,  hayat.. Her şey geçermiş bi’gün.. meğer insanın içi bile vazgeçermiş kendinden.. Sen benim içimdin..Ağır geldim bi’ ihtimal. Sıktım seni belki..Terk ettin beni.. İçim, terk etti beni..                 Çocukluğumun salıncak bahçesi.. İlk düşüşüm, kafamı vuruşum yere.. Sonra senin gelişin.. Sanki öyle gibi hayat.. Hayat bundan ibaretmiş gibi..Deli bir saflık..Köşede yakar top.. Mavi!..Ben de var, tut .. tut.. emi! Toplu kuka.. kaçıp saklanmalar sonra..Evin bir kapısından girip, öbür kapısından çıkmalar , küçük bir hile!, Sanki hep öyle tertemiz.. Duru bir su gibi..Çocukluğumdun..Terk ettin beni..                Eski bir plaktan bu şarkı.. Bak ne kadar neşeli..O danslar, coşmalar.. Anlatılan fıkralar..Yapılan şakalar..Gecenin bir yarısı mahallede çınlar kahkaha sesleri..Sonra kaçmalar.. Deli dolu çılgınlıklar..Neşemdin.. terk ettin beni..                İpliğe dokunur gibiydi .. Ağlarken o, gözyaşı silişleri..Baş yaslamalar dize.. Başka zamanda omuza.. Saçın okşanması.. Bi mendil daha vereyim mi? Tesellimdin .... Devamı

İtirazım Var!

2010-12-18 22:22:00

İtirazım Var! İtirazım var bu adaletsiz adımlara! İtirazım var boş bardaklarda umut aramaya, en önemlisi de bu bardaklarda kaybolmaya! Günlerin getireceği umudu beklemeye... Her seferinde yarına bıraktım umudumu; lakin tek unuttuğum şey dün de yarınımdı bir zaman. Koşmak istemiyorum, sadece şu an bu sokaklarda bir kadın eli de tutmak değil istediğim aslında. Adaletsiz koşmak kim ister ki bu hayatta? Adaletsizler ister, nasibini göremediğin yaşamda nicelerime bırakmak için arkamda bıraktığım bu sokaklarda... Adımlarımız kalsaydı asfaltlarda; belki daha güzel bir dünya inşa ederdik, kendi dünyalarımız yerine tek bir dünya. Doğuştan adaletsiz hayat zaten. Herkesin kendi dünyası neden var ki tek bir coğrafyada yaşıyorsak, tek bir gayemiz olmasa da tek yolda yürüyorsak; ölüme doğru yaklaşıyorsak? En çok da neye itirazım var biliyor musunuz, biz vermek istemesek de, almaya bıkmayan hayata! Sorgusuz sualsiz nerede duracağını bilmeden yola koyulmaya... En çok da neye itirazım var biliyor musun, elimizden alanların elimizden tutanlardan fazla olduğu bir dünyada elden ne gelir ki karmaşasına! Tek bir şey gelir direnmek, umutla direnmek, tek bir dünya için direnmek... Aslanlar hep kafeslerinde hoştur, ama yan yana kimse gelmek istemez ve bir gün kafeslerimizden çıkacağız, lakin bir günde değil. Bugün, bu saatte, bu dakikada, bu saniyede, şu an DİRENMEK; umutla, tek bir yol doğrultusunda kendi adaletini yaratmak... Lakin başkalarının gölgelerini arkana bakmadan geçmek onlara biraz da adaletsizlik değil midir? burak yasin tunçlar ... Devamı

Dilindeki El: Ben!

2010-12-18 22:18:00

  Dilindeki El: Ben!   Geceler uzun. Rüyada bile uyuyamıyorsan eğer; daha da uzun, yalın ve de çıplak… Gözlerini kapattığında o örtü, gözün göremediklerine bakar durursun… Güneş ışığında buharlaşan düşlerin, gecenin karanlığında yağar üzerine; bardaktan boşanırcasına. Bu ne tezat! Karanlığa inat, aydınlanır kendinden bile sakladıkların. Canını acıta acıta gelirler üzerine, bir bir… Sen de dönersin. O düşünceden bu düşünceye, gökteki Ay’la beraber. Ama Ay senden yüksekte, çok uzaklarda. Kalbin gibi… Ne saçma, ne ayıp, bu ne korkaklık!...   Hiç aklına gelmez, sıkı sıkı tutmak içinde düşlerini; seher vaktiyle gelen sıcaklığın uçurup götürmesine engel olmak. Ya da gökteki Ay’ı aramak gecenin bi’ vakti, suyun yüzünde. Ay gözlerinde, düşlerin içinde… Tıpkı o gün gibi. İçime güneşi düşüren bakışlarınla, beni gördüğün  “o an” gibi. Nasıl da konuşmuştuk o gün hiç susmadan, çıldırmışçasına. Zaman bizim değil;  biz zamanın içinden geçiyorduk, belki de ilk defa. O kadar mükemmeldi ki her şey. Gün geçtikçe daha da artan güzellikte.. Aşk bizim içimizden, biz aşkın içinden geçerken.. Ürküttük mü seni aşk ve ben! Neden?  “O” benim, biliyorum. Ama neden öyle dedin? Bilmiyorum. Özür dilerim. Olmuyor, engel de olamıyorum. Kalbim; “o sensin” diye diye yanına geliyorum yine. Dilindeki yabancının ben olmasını diliyorum.                    ... Devamı

Kapı Tokmaklarının Dili Vardı

2010-08-14 18:15:00

  KAPI TOKMAKLARININ DİLİ VARDI   Katlı katlı binalar yokken, betonun henüz yapıdaki saltanatı keşfedilmemişken de binalar vardı elbette. Aslına bakarsanız bizim barınma kültürümüzde yurt adı verilen çadırlar vardı ilk önce. Bir gencin evliliği öncesinde ona ait bir yurt kurulurdu. Toy düğünün ardından gelinle güveyi bu çadıra girerdi. Bu şekilde somutlaşan yeni aile düzeni kurulmasına da gençleri yurt-yuva sahibi yapmak denilirdi. Çadıra “eb” sonra da “ev” denildiği için zaman içerisinde bu sefer yeni evlendirilen gençler için kullanılan yurt yuva sahibi eylemek sözünün yerine bir de ev-lendirmek, terimi çıktı. Zaman içerisinde her iki söz de Türkçemizin bir zenginliği olarak bugüne kadar kullanılageldi. Yerleşik hayata geçiş döneminden itibaren atalarımız dünya yapı mimarisi içerisinde tamamen doğal malzemeden oluşan bir yapı tarzını benimsemiş, taş, ağaç, kerpiç, kiremit gibi malzemelerle en basit ve kolay bir şekilde ev yapımını gerçekleştirmişti. İster bir avlu içerisinde, isterse yola sıfır bir duvarla yükselen bir ev olsun, evin en önemli bölümü olarak kapılara özel bir önem vermiştir bizim milletimiz. Bu önem kapının yapısından ziyade ev için ifade ettiği sosyal temsilden kaynaklanmıştır. Evlerde ve devlet dairelerindeki bu tür ağaçtan yapılmış ana kapılara ‘cümle kapısı’ denirken, İstanbul’da “bab-ı âlî” devlet kapısı anlamında ‘yüce kapı’ adı verilmiştir. Kapıdan hareketle de kapıda kalmak, kapı beklemek, dip yatıp kapı gözlemek, kapı dibi komşu(olmak), kapının önünü süpürmek, kapı gibi adam (olmak) ve daha nice, kapı... Devamı

Omurgasız Kalpler

2010-08-14 18:07:00

  Omurgasız Kalpler   Omurgasız bir aşktı bizimkisi, sen yıldızları biraz daha parlatmak isterken gökyüzünde ben ise katlı otoparkın en alt katında bir sevişmede buluyordum kendimi. Kendini bilmez bir madde gibi hafifçe kanına mı girdim bilinmez, her seferinde bana ilişkimiz kopuyor diyordun. Ben ise ''Kendimden koptum'' cevabını veriyordum. Biraz daha yıldızlar cilalandı şimdi atmosferin karnı doymuş olmalı birini daha yuttu sobanın içindeki taze odun misali. Islak bir aşktı bizimki. Ortak paydamız ikimizde bölsen bir pozitif sayı elde edemeyecek kadar masum bir o kadarda sinsi.   Aman tanrım ben sarhoş muyum? Neden hala gökyüzündeki yıldızları seyrediyorum? Ya da bakire kalmamış bir vücuda hala karın tokluğu besliyorum. Biraz daha düşünürsem yıldız gibi kaymak istiyorum ki öyle bir kaymak ki! 12 Eylül duvarlarından kalma duvarlar gibi duygusuz fakat bol kanlı kokuyorsun kıpkırmızı fakat sevgide kırmızıdır, Hangisi daha ağır basar bilinmez ama artık bir isyan var içimde, içim içimi yemeden sanırım sökülüp atılmış yedek parça kalpler için!   Biraz daha mı içmeliyim yoksa o bardak mı beni içmeli, ya da sarhoşluktan ayna karşısında doğaçlama şizofreni mi canlandırıyorum bilinmez ama sanırım ben seni çok özlüyorum be sevgili! Pahalı bir maldın kabul ediyorum yedek parçan yoktu belki de bundan çok özlettin kendini ama bilinmezliğin içinde düşünmek bir ümit katar ki geceye en son işkenceyi çekmek için daha erken be! Kaldır o koca kıçını pis iskemleden diyorum ki sadece demekle kalıyorum. Aman tanrım duyabiliyor musun içim içimi yemeden içimde isyan patlatıyorum ve hafif ünsüz harflerle de küfrediyorum dünyaya. Yedek parça kalple... Devamı