Şart Anında Saçlarına...
ŞART ANINDA SAÇLARINA YEMİN OLSUN Kİ...
Sen, ihtiyar kadın! Ağarmış saçlarına gizleyebilseydin beni, kesilen iki elimle taşırdım sancağı; Hayber’in kapısını çalardım güneş doğarken...
Sen, ihtiyar kadın! Gizleyebilseydin beni avuçlarına, ifk gününde şahidin olurdum ve diline düştüğün zaman şeytanın, elçiye vahyi okurdum...
Sen, ihtiyar kadın! Nehre salabilseydin beni, sütünle büyürdüm Firavun’un sarayında; sonra putlarını kırardım Nemrut’un, hem mağara karanlığınca hem de Asiye kadar severdim seni...
Sen, ihtiyar kadın! Saklayabilseydin gözlerine beni, şehrin sokaklarına yağmurumla gelen her ölüden sonra şefkatine sığınırdım ve gözlerine gömerdim yalnızlığımı...
Sen, ihtiyar kadın! Babasız doğduğum güne yemin edebilseydin, ahınla büyütebilseydin beni, alnıma nakşedebilseydin aşkı, bedenime dokunabilseydin, ağladığın güne yemin olsun ki susanlardan olmazdım asla...
Sen, ihtiyar kadın! Örtüne bürünebilseydin ve cami avlusunda mehdi beklemeyebilseydin, çarmıhımı sırtlanıp gelirdim sana; seninle dikilirdim toprağa, seninle dururdum, seninle dalardım meydanlara...
Sen, ihtiyar kadın! Öldüğüm güne dayanabilseydin, kemirilmeyebilseydin kurtlara, seninle çıkardım günün ve gecenin Rabbi’ne; şahidim kılardım saçlarını...
Sen, ihtiyar kadın! Uzanabilseydin hurma dalına “İsa” olurdum; say yapabilseydin topuğumdan fışkırırdı sular ve ağlamayabilseydin zindan efendisine, ihanetlere rağmen şafak vakti çalardım cami kapısını; yani görmezdim mum ışığında ağladığını...
Sen, ihtiyar kadın! Çarşafınla gezebilseydin şehrin sokaklarında Hayber’in fethini müjdelerdim gece yarısı ve büyürdü çocuklar; her biri bir asi olurdu ve bir çöl sahibi sonra şafağın umudu...
Sen, ihtiyar kadın! Çözebilseydin zincirlerimi, her seferden sonra salabilseydin beni çöllere ve kerahet vakti affedebilseydin beni, azadi kölen olurdum; yani zenci kadının oğlu ve çalardım her şafakta cami kapısını...
Sen, ihtiyar kadın! Anlatabilseydin dönekliğimi bana ve ökçeleri üzerine gerisin geriye gidenleri tanıyabilseydin, hendekler kazardın şehrin etrafına savaş günü gelip çattığı zaman...
Sen, ihtiyar kadın! Anlayabilseydin “Sen ve Rabbin gidin savaşın” diyenleri, gemiden atıldığı gün tevbe etmez, mesken kılardın balığın karnını...
Sen, ihtiyar kadın! Elinle yaktığın muma yeminler olsun ki, açıldığın günden beri çalmaz oldum cami kapısını...
Sen, ihtiyar kadın! Meryem olabilseydin, annemin örtüsüne yemin olsun ki, şafağın ezanıyla sacayaklarını diktirirdim sehpaların; yani ölümüne yürürdüm sokaklarında.
Ama sen, ihtiyar kadın! Ne sen Meryem olabildin ne de ben İsa...
muzaffer ihsan
BİR DUYURU:
“aykırı edebiyat”ın
ilk 28 sayısının derlendiği kitap, çok yakında VE EDEBİYAT yayınlarından çıkacak.
0 yorum yazılmıştır