Tatil Tuzağı

2011-07-02 00:02:00

tatil tuzağı   Tatiller… Bizi boşluğunun labirentinde kaybolmuş ve hantallaşmış birer yığın haline dönüştürmek için kendi ellerimizle kurduğumuz tuzaklar...   Ruhumuzu ataletin rahat döşeğinde obes olmaktan korumalıyız, dostlarım. İnsanın kendini atıl kılması, bir başka deyişle ıskartaya çıkarması anlamındaki tatili, bu anlamıyla geçirmek modern yaşamın bizlere öğrettiği bir yanılgı. Oysa bizim tatil anlayışımız rutin çalışmalara ara vererek ruhumuzu dinledirecek başka aktivitelere yönelmek olmalı. İşe ara vermek; ama içimizde ve dışımızda üretmeye ve böylelikle tekamülümüze devam etmek… Tatili; yatmak, keyf sürmek, bronzlaşmak, açık büfelerde tıka basa yiyip bir tıka basa kadarını da çöplere göndermek gibi telakkiler olarak görmek insanın kendine yapacağı büyük kötülüklerden biri olur. Bedenimizi düşünürken ruhumuzu hesaba katmazsak tatil dediğimiz sürenin sonunda daha bir yorgun dönmüş oluruz işimize, okulumuza. Sonra ne oluyor? Tatilden dönünce kavrayışı körelmiş, algı düzeyi azalmış bir insan olarak; bir de toparlanmak, ruhumuzun aldığı kiloları vermek ve tekrar forma girebilmek için isteksiz, enerjisiz bir halde, zaman harcamak zorunda kalıyoruz. Oysa bu sürenin sonunda dinlenmiş bir bedenin yanında, dingin bir ruha kavuşmak için planlar yapmalıyız.   Tatil, geç vakitlere kadar yatarak geçirilen, bedene dair her türlü keyflerin tatmin edildiği bir döneme dönüştürülmemeli. Okunulacak kitaplar iyi seçilip temin edilmeli, öğrenilecek ve başkalarına anlatılacak konular bulunmalı, kendi alanımızla bağlantılı bir alanda uzmanlaşmak kendi alanında da derinleşmek anlamına geleceğinden bu doğrultuda çalışmalar planlanmalı. Bir al... Devamı

Travma

2011-07-02 00:00:00

travma   Kovulmuş bir halktır yazgım içtiğim andlardan ağzım bozuk kelimeler köpüklü zehirli sıvılardan bir çıbana benziyor göğsüm kabarık   nereye gitsem kesilmiş bir ceza  işlemem için suçlar karşılıyor beni atılan her yara boynumda kanıyor şehvetle tutunuyor ilk ağrı damarlarıma   çığlık terliyor yürüdüğüm cenin  çocuklarla kamaştırmaya and içmişken dünyayı tanrının katına yakışmayan bilmem hangi sesimdi hangi sesim yaraladı tenimi defne yapraklarına bulaştırdım kasıklarımdaki acıyı   teamülden revnak sanarak girdiğim kuyularda en çok korktuğum kendi çıplaklığımdı   duymadım ağrısını kan gören yerlerin sürekli acıyan yara almayan yanlarımdı    ellerimi çekiyorum kadife çiçeklerden aşk dövmesi ağzımı bozuyorum inandıkça uçsuz bucaksız inandıkça çırılçıplak kaldı kalbim neye inandıysam çıkarken incitti koynumu köklerime yürüyen sular böyle duruldu böyle kaldı boynuma inkâr                                                        atilla akın aykırı’YI BULABİLECEĞİNİZ YERLER:   FATİH-İnkılâp Kitabevi, hoca üveys Kütüphanesi, Bilim ve Sanat Vakfı, Özgün Yayınları BEYOĞLU- Simurg Kİtabevi ÜSKÜDAR-Kaknüs, Yedi İklim, Zen, Üsküdar K.evleri SÜLEYMANİYE-Ağa Kapısı TOPKAPI-Akabe Vakfı (Denge Yay.), ... Devamı

Aleksandra

2011-07-01 23:58:00

ALEKSANDRA Aleksandra, yorgun denizin kızı… Avuçların nasıl yakamoz kokar... Aleksandra, siyah göğün yıldızı… Aşk, dudaklarından nasıl da akar... Deniz gözlerinle gül Aleksandra; Gül ki göçmen kuşlar sana özensin. Bu gece yanımda kal Aleksandra, Yetimliğim gül teninde gezinsin. Ne zaman ağlasan ışıklar söner, Kırık mızrap gibi titrer dizlerin; Buz keser sokaklar, kırılır fener. Bilmem hala niye dolar gözlerin. Estikçe fırtına güzelleşirsin; Dağılır saçların imgelerimde. Bilmem ki yaramı niye deşersin; Ah fazla güzelsin gecelerimde. Beni bırak ,bırak beni burada; Üsteleme, sana göre değilim. Bak acılar emekliyor sırada, Bak şiirler kan ağlıyor sevgilim. Oysa seni daha sevmek isterdim, Daha bir yok olmak esmer teninde. Gözlerinde uyumaktı tek derdim. Anlarsın sen beni günün birinde. Senin şiirini yazmak istedim, Baladını ıslak dudaklarının; Geceler üstüne gelmesin dedim, Altında topraktım ayaklarının. Şâirler en fazla gecede büyür; Bana o karanlık saçlarını ver. Sevmek istiyorum seni bir ömür, Bana boynu bükük sevdalar gönder. Seni getir bana dudaklarından, Bana hiç bitmeyen şarkılar getir, Aydınlığı getir şafaklarından, Bana denizinden türküler getir. Güneş gözlerinle gül Aleksandra; Gül ki papatyalar seni beklesin. Bana son bir defa gel Aleksandra; Gel ki mutluluktan kalbim teklesin. Öleceğim, öleceğim, eminim. Bak azıyor, hayır yok bu yarada. Git ne olur, gitsen bile seninim. Beni bırak, bırak beni burada.                                  nihat ka... Devamı

Miraç Fezasında Kanat Çırpmak

2011-07-01 23:56:00

miraç fezasında kanat çırpmak   Özgürlük; erdem çizgisinin bize öğrettiği, en güzele ulaşma yolunda attığımız adımlar, soluduğumuz nefesler... Bulutlarda kanat çırpmak için, yüreğimize hapsettiğimiz özgürlüğümüzü kurtarırken ki çırpınışlar… Bir çocuğun gözlerindeki mutluluğun ışığı, maşuğun sevgilisine duyduğu özlem, mecnunun leylasına kavuşması, dudaklarda kalan yakamoz gibi parlayan bir şiir, bir şiirden öte bir titreyiş… Özgürlük; dokunduğunda kapanan, hüzünlendiğinde hıçkırıklara boğulan uyku çiçeği…   Sarsılmaların eşiğinde iken, ölümün ensesinde, kanatların gölgesinde gül gibi açabilmek çölde… Heyula rüzgârın getirdiği tutsak esintilere kapılmamak… Yeşerip açılabilmek zindanın buğusunda kaybolmuş göz bebeklerinde…   Özgürlük muştusu; kumrunun sesi, demir parmaklıklar arasından sıçrayarak asumanlara varan kelebeğin kanat çırpmasındaki ulvi ahenk… Elleri kelepçeli mahkûmun özgürlüğe, tutsak yüreklerin kurduğu hapse adım atarken gözleriyle, yüreğiyle O’nu haykırması… İlahi koronun söylediği zikir…   Lal olmuş diller arasında haykırmak hakkı, batılın köpüğüne aldanmamak… Titreyerek yüreğin çırpınışı… Titreyerek sıçramak gözyaşındaki katrelere… Ve aldanmamak hayatın prangalarına…   Özgürlük; erdem fezasında heyula uçurumların kıyısında nara atarak dolaşmak, dolaşırken acziyet kuyusuna itmek yüreğini ve çırpınmak tutsak bataklıkta… Özgürlük; bahar ülkesinde çölde açan ah... Devamı

Tasvir-i Meçhul

2011-07-01 23:53:00

tasvir-i meçhul   Darbe darbe balyoz Dalga dalga yakamozsun. Her tariften öte, Tasvir-i meçhulsün.   Kimine göre dillere destan afet-i devran Kimine göre afetler ile yerle bir olan Viran!   Taşın toprağın altındır da İki yakanı bir araya getiremezsin Ey burjuvanın züppe şehri Konforun cazibesinde Yaşamlar tüketensin!   Ne kadar güzel ve neşelisin ey şehr-i cümbüş. Ve o kadar çirkin, bedbaht; ama güngörmüş.   Hem yarınsın hem bugün. Dünya bir saat olacaksa Kadranı hep seni görsün.   Hakikatleri savunan kocamış bir alim Namına şiirler yazılan bir zalimsin!   Nakış nakış işlenen de sensin Kuruş kuruş harcanan da. Çok değerli bir hiçsin.   Şarksın ve garpsın. Çeşit ırkın çeşit ırka oklarını fırlattığı Tılsımlı bir yaysın.   Uğruna kurban, seyrine hayran olunan İçine avuç avuç tasa koyulan Koca renkli kutu! Kürklerle sarmalanmışsın ama Çırılçıplaksın, üşümüşsün. Sen İstanbul'sun! Kadife perdeli pencerelerinden Boş tencerelerde savaşı seyredensin.   Buram buram soluk, Oluk oluk yaşamsın. Zor zanaatsın. Her daim yazılansın Ve aslında hiç yazılamayan.      gülcan germen ... Devamı

Kül / Yalnız

2011-07-01 23:47:00

KÜL... bir gül söktüler derinden bir yara diktiler derime ikisinin de dikeni benim... eceli kakülle tarttı semazen ay güneşten ömür çaldı ikisinin de döneni benim... yıldızları selamlıyor cenaze bahçemde karanfil mahzun bakıyor ikisinin de öleni benim... pervaneye ışıkta donmak zuldür gözlerine her değen mecnun küldür ikisinin de yananı benim...                    ahmet uysal       yalnız…                  zift karası yalnızlığın   düşünce dilsiz geceye,   anlatan kelimelerin   dinleyen suskun kimsesizliğindir.   hayallerini ısıtmaz,   soğuk rüyaların.   sarıldığın çiğ düşmüş,   kökü buz tutmuş efkarındır.   bembeyaz bir ölümdür,   tavandan yatağına yansıyan.   tutmadığın ellerin öfkesiyle,   gülümser yalnızlığın aynada.                              mustafa ayrancı ... Devamı

Bir Tek M / Bana Bir Nehir Ağla

2011-07-01 23:43:00

Bir Tek “M”   Balkonun sert zeminine serdiği örtünün üzerine uzanmış, yıldızları seyrediyordu. Herkes uykudaydı.               Dört kat aşağıda bir arabanın tekerleğinin yanına bir kedi çökmüştü. Öteki arabanın altındaydı. Yolun üstünde iki kedi daha oturuyordu karşılıklı. Telefon direğinde, balkon kenarlarında kediler beliriyordu. Her yönden birer ikişer kediler çıkıyordu. Acı acı miyavlamaya başladılar. Kimisi aşkını ilan ediyor, kimisi diğerini kavgaya çağırıyordu. Miyavlamalar çığlığa dönüştü, çığlık atan kedilerin sayısı arttı. Dakikalarca susmadılar. Sesleri boş sokaklarda yankılandı. Bir kedinin bu kadar derdi olabilir miydi?               Yıldız saymak kafa bulandırıcı bir işti. Bir kere saydığın yıldızları unutmaman gerekiyordu. Ama gökyüzü o kadar büyüktü ki bir kez gözünü kırpman başladığın yeri kaybetmene sebep oluyordu.               Sonraki gün Mercan ablaya gitti. Mercan ablanın çok büyük bir dürbünü vardı. O dürbününe başka bir şey diyordu. Yıldızlara onunla bakardı. Cem sorununun ne olduğunu anlattı.   “En büyük yıldızı seç” dedi Mercan abla ona. “Boş bir kâğıdın tam ortasına yerleştir ve sonra ki saydığın her yıldız için kâğıda bir nokta koy.”              Bu fikir ona çok mantıklı gelmişti. Ertesi gün başı önde geri döndü. “Kâğıda noktaları koydum” dedi. “Sonra kaç tane nokta olduklarına bakmak istedim. K&a... Devamı

Kırık Leblebiler

2011-07-01 23:37:00

KIRIK LEBLEBİLER      Ne  zaman bir çerezcide rengârenk leblebiler görsem ya da çifte kavrulmuş leblebilerden  yesem, alır beni çocukluk yıllarımın kırık leblebilerinin etrafında oluşan kırık dökük anılarıma götürür.      Çocuk yıllarımın değişmeyen en önemli yiyeceği yazın yaşı, kışın kurusuyla her mevsimde üzümdü. Üzümün yanında da iki gözüm misali, elma armut ile arada sırada bademle zengin evlerinde cevizdi. İşte bu yiyeceklerin dışında ilçemizdeki fakir evlerinin tek lüksü kırık leblebiler olurdu. İlkokul yıllarında okula her gidişimizde bodiye de denilen siyah önlüğümüzün ceplerine her defasında kuru üzüm bazen de bir cebine kuru üzüm diğer cebine de kırık leblebi doldurulur, ikisini kardeş edip yediğimizde de ağzımızda özel bir tat oluşuverirdi.      Bizim oturup kalktığımız konu komşu, genellikle bize benzediği için, misafirliğe gittiğimizde de değişmezdi üzümlü kırık leblebili ziyafetler. Çünkü kırık leblebilerin fiyatı iri leblebilerin yarısı kadar olduğu için çoluk çocuğu çok olan aileler çerez niyetine kırık leblebiler alırlardı evlerine. Kırık leblebilerin yanında bir de beklenmedik zamanlarda adına türküler de yakılan pembe çizgili bembeyaz renkli halkalı şekerler renk ve tat katarlardı çocukluğumuza.      İlçemizdeki düğünlerde gelin oğlan evine geldiğinde kapıdan girmek üzereyken üst yandaki bir pencereden uzanan beyaz tülbentli kadınlar ellerindeki çanakta bulunan çerezleri boca ediverirlerdi gelinin başından aşağıya. Siz sayın ki, bir anlık yiyecek yağmurudur çanaktan dökülenler. Kuru üzümler, halkalı şek... Devamı

Bende Sen

2011-07-01 23:35:00

 bende sen     parlak bir örnek olmasa da sana verdiğim hayat dilenci vapuru değil aşkta   "öbürü" olmadı posta kartlarımda, rüyalarımda abaküse gerek yok benim kalbimde ilk rakam yeter bana   çakırkeyif edersin beni çiy damlası olsan da   geçmeyen bir nüans unutmadığım bir masal hatırlayamadığım bir çağrışım numunesiz bir dalgaydı senden bana çarpan   afili bir saksı değil sevdam çiçeğin salındığı bahçeyse yaşam ben sadece toprağım sana yanan.                                          bengisu uzun         aykIRIEDEBIYAT 20 haziran 2011 SAYI:74   h-aykIRabilenlere…   SAHİBİ:OKUYUCULARI   büşra demirağ, mustafa ayrancı, bengisu uzun, nihat kaçoğlu, atilla akın, gülcan germen, şerif kutludağ, ahmet uysal, oğuz atahan başaran, bahar cebeci, yunus emre tozal, emrah ayhan   www.aykiriedebiyat.com,www.aykiriedebiyat.blogcu.com adres:gümüş küpe sk. No:5/6 beyoğlu-ist. emrahayhann@hotmail.commetahcakko@hotmail.com SAYFALAR DOLUNCA cIKAR, KAFA KONFORUNU BOZAR ... Devamı

Aykırı-73

2011-05-16 23:34:00

Devamı

O Sam'a Selam!

2011-05-16 23:27:00

O Sam’a Selam! Tora Bora! Abra kadabra! “Oba’ma haber edin; toy ola, bayram ola!” dedin Ne oldu küçük Edım, oyların çoğaldı mı?! Eden buldu da senin yanına kar kaldı, çok sevindin öyle mi? O “Sam”a selam söyle; “Ham” da var “Yafes” de Gün gelir gül ediverir ki külleri bir nefeste… Ey bir an Kafeste arslan beslemeyi düşünen şaklaban Ey atacağı bombası elinde patlayan ahmak Hele kalk da geçmişe bir bak! İşbu temel Gece ile gün arasında Ruh ile ten arasında ürken bir el gibi gidip gel… …İrken Aman Tanrı’m Ayetin çok güzel! … de erken… metah çakko Devamı