Garip Adına Bir Masal-6

2010-10-16 17:26:00

Garip Adına Bir Masal-6   Başını duvarın arkasından hafifçe uzatır. Ürkek, tekrar duvarın arkasına saklar kendini. Dolaşır. ‘Garip’, artık sadece dolaşır. İnsanlara, telefonlara cevap verir. Onu yine başka bir odaya yerleştirirler. Eski konuştuğu insanlarla koridorlarda sohbet eder. Onun için önemli olan iki insan vardır. Onlara ayırdığı uzun sohbet diliminden anlaşıldığı üzere artık bu iki kişiyle yakındır. Anı’nın bulunduğu yere uzaktan geçiyordur. Sadece alelacele elindeki kâğıtları Anı’ya verip, içinde gerekli olan yapılması gereken şeyleri söyleyip, gidiyordur. Anı direk gözlerine baktığında onun duvarın arkasına kaçışını ve oradan çok hafifçe başını uzatıp tekrar duvarın arkasına saklandığını görüyordur. Garip ürkmüş bir çocuk gibidir. Bir gün uyandığında o artık böyledir. Uzak ve ürkektir. Parmakları yolcu vagonunda saçlarına değdiğinde onun içindeki ruhun, bedeninden çıkıp, kaçıp gittiğini görür. Anı’nın yakınından geçerken Garip Anı’yı görmez. Anı vagonda bir tek ona bakar. Garip oturduğu yerden sırtına düşen bakışları hisseder, gerilir. Anı bakar Garip’e Garip’in arkasından. Garip’in vagondan inişine ve kendine dönüp binerken ve inerken bakmayan bedenine, bakar. Gözleri gezinir Garip’le. Başka günler yolcu vagonunda Garip’in oturduğu yerde Garip yoktur. Garip artık yolcu vagonun da yoktur. Bir gün vagona yürürken, yağmur yağmaya başlar. Taş gibi olmuş Garip’in bedeni yakınından geçer. Bir an heyecanlanır. Dışarıda yağan yağmurun sesi etrafa yayılır. Yağmurun sesini duyar gür, gür. Yolcu vagonuna biner. Garip yolcu vagonuna biner. Tutunmamak için, kollarını bağdaş kurar. Başını bedenine gömüp yol boyunca uyur... Devamı

Limonlu Cheesecake

2010-10-16 17:02:00

  Limonlu Cheesecake Katman katman oldu ruhum.. Gidecek hiçbir yer yok sanki, Kutuplarda buzlar erimiş gibi hissediyorum. En kötü karakteri romanın, en kötü karakteri filmin, en beceriksiz karakteri animasyonun. Ve Oscar goes to lafını duymak isteyişim.. Yaşamak istemediğim bir yerde yaşamak gibi. Her sabah görmek istemediğin insanla uyanmak. Elindeki kopyasıyla yakalanmış yaramaz bir çocuk gibiyim. Evet demek istiyorum yaptım ama sor neden yaptım demek Şener Şen'e layık bir sonla bitivermek.. Bütün öykülerini ezberledim hayatın.. Bütün tekerlemelerini söktüm.. Ama benim tek derdim, kendimi bulduğumu sandığım cafede oturup cheesecake yemek. Ne komik değil mi? Bu sabah  parkta annesinin elinden tutan kızı görene kadar sürdü benim kronik huysuzluğum Birden Sünger Bobvari bir hareketle elimdekilerle bir şeyler yapmanın 100 yolunu buldum. Birden gökyüzüne baktığımda bir yıldız kaydı hayır hayır bu bir yıldız değil, bir kuş... hayır hayır bu Superman.. Bak Necati bile yayılmış mekanına Güneşleniyor hem de güneş kremi bile sürmeden.. En güzel şiiri henüz duymadım be Piraye Nereye gidiyorsun bu kadar erkenden.. Daha henüz kendimi kandırmaya yeni başlamışken   deniz özlem ekemen     aykIRI EDEBIYAT 16 ekim 2010 SAYI:67 h-aykIRabilenlere… SAHİBİ: OKUYUCULARI   emrah ayhan, şerif kutludağ, hikmet kızıl, murat koçak, a.samet dindar, tarkan başer, çiğdem burhan, burak yasin tunçlar, uğraş başsüllü, gülten ağrıtmış, deniz özlem ekemen   www.aykiriedebiyat.com  www.aykiriedebiyat.blogcu.com adres: gümüş küpe sk. No:5/6 beyoğlu-ist. emrahayhann@hotm... Devamı

Rahatınız Kaçsın

2010-09-16 02:41:00

  Rahatınız Kaçsın…   Ben açık konuşurum ve belki de biraz sert! Rahatınızı kaçırırsam eğer çok mutlu olacağımdan şüpheniz olmasın.   Bunu aslında siz istediniz; Alamut Kalesi gibi sığındığınız evlerinizin pencerelerinden, konforun içine gömülüp iğrenerek baktınız kâğıt toplayan çocuğa. Burun kıvırarak, gururlanarak, mağrurlanarak… Ben gördüm.   Kutsal kitabın sahifeleri gibi saklıyordunuz birikimlerinizi tavan yapmış egolarınızın peşinde koşarak. Nerden mi biliyorum? Çünkü nefesiniz çok pis kokuyor.   Ben kabayımdır azdan biraz fazla. Hahhkkk tüüüü! diye tükürmek tarif edemeyeceğim bir haz verir bana çoğu zamanlar.   Kelimeleri, elinde bavuluyla bekleyen ve beklediği hiç gelmeyen bir genç kız gibi terk ettiniz orta yerde. Elbette siz yüreksizsiniz! Fakat kelimeler boyunlarını bükerek evlerine dönmezler ve “ah” ederek kaderlerine. Kelimeler; sokak ortasında ve çırılçıplak… Elbette siz komiksiniz! Ama ben gülemiyorum nedense.   Hey arkadaki sen daha ne mırıldanıyorsun! Tükürürüm arabanın modeline ve evinin metrekaresine ve marka ürünlerine! Hahhkkk…   Onlara tükürünce yüzüne tükürmüş oldum kusura bakma(!) aynı zamanda etiketine…   Biraz sonra bir kürek toprak atılacak üstüne ve lambalar sönecek. Biraz sonra… Aklını kullan limitine kadar; zekânı değil! Ve aptallık etme.   Aklı kullanmak farzdır.   Aklını kullan amaaaaa dikkat et aklın seni kullanmasın. Çünkü kullanılmaya çok müsaitsin. Nerden mi biliyorum; boşveeerrrrr…   murat koçak ... Devamı

Şimdi Bu Sevdanın Neresinden Tutmalı?

2010-09-16 02:30:00

  Şimdi bu sevdanın neresinden tutmalı….? Ben hülya kervanında bir leyli hüzünle çöle düşmüş bir mecnun türküsüyüm. Elimde nurdan bir asa, Yanıp da sönmeyen bu yürek, sonsuz bir mavilikte ışıyor yalnızların göğüne, Yıldızları ben olmuşum bu göğün, hüzünleri sen olmuşsun… Uzaklığını ve hüznünü seviyorum bu kentin…Bütün mavileri serpiştirip durmuşlar göğüne… fakat bir şeyler eksik…   Kalbimin görkemini haykıracağım, yeniden ağlayarak tutunacağım, ve uçarı kitaplar okuyup haykıracağım varlığın… Şimdi bu yarım kalmış şiir nasıl tamamlanacak, tam açmışken menekşe, tam da kokuyorken gül? Ey bukleli saçlarında şairliğim ölen kız… Harfi harfine çınlayan bu şehir hangi rüzgarın savurduğu kederi getirir bana ve söyle şimdi bu sevdanın neresinden tutmalı….? Şimdi başımı yağmurun düşüşü gibi nereye yaslayayım, hangi kederlere sığınayım, nemrudun asiliğne mi yoksa hoyrat esen rüzgarına mı? Burkulan yerlerime değiyor suskunluk, kaç elif miktarı uzaktasın, hangi harfine sığındın alfabenin? Hüzün bir akarsu gibi akıyor şakaklarıma, hiçbir ucundan tutamıyorum hayatın… Anlatsam da hiçbir şiire denk gelmiyor hazin sözcüklerim… Ey uzun gecelerimin aydınlık yüzü, rüzgarın saçlarımı başka türlü savurduğunu görüyorum artık… biraz ürkek, biraz tenha… hüzünler biriktirdim mataramda… kalbimde malihulya mutsuzun biriyim işte… Ben hep vakitsiz yaşadım … vakitsiz ve gürültülü... acıya nafaka ödedim bitmedi… Şehir yok artık ah suskun aynalar… Sen ger&... Devamı

Ömrüm

2010-09-16 02:28:00

  ömrüm   gök mavi bir atlastı ömrüm kuşların saçlarını okşayan üveyikten aşk yaseminden meşk düşmüştü avuçlarıma tuzlu bulut kokusunu yağmurda severdim denizin her sokağa dört yandan bakan penceresiydim evimizin tellere bağlanacak ne vardı ki uçurtmam oyuncağı değil miydin hayat kadar hepimizin   şimdi arkandan sahipsizce ’çözüldüğümle’ kalıyorum mavisini yitiren rüzgar gibi toprağa kara çalıyorum   ahmet uysal ... Devamı

Saklambaç

2010-09-16 02:23:00

ah monna rosa için.. saklambaç   aynı türküde oturuyorduk. siyah perçemlerin hatem yüzlerin, garip bülbül gibi zareler beni. ıhlamurun altıydı. senin ördüğün kilimdi. o zamanlar evin her yerinde kadınların eli olurdu. her adam eve geldiğini bilirdi.   kaşların bismillah, vechin beytullah. sana dökülüyorum. gürültümle kuşlar uyanıyor dallardan düşüyor topal olanı. gözünün üzerinde siyah lekeyle şehirler şehirler şehirler dolaşan, köyleri müjdeyle yıkayan, bir ovada çırılçıplak yıkanan, güneşte o yana bu yana dönüp kurulanan, kanatları civarındaki tüyleri mora çalan, gagasını açtığında sanki cura çalan, kendini kışın yollara, yazın yollara, baharda yollara, güzde yollara vuran, bütün feryadları kendinde tutup bırakan, tutup bırakan, köşe başlarında çadır kuran, içinde buğday kaynatan, buğdayı hasattan çalan, çaldığı kendine helal olan, helali haramı karıp öğle öğünü yiyen, bir oturuşta üç günlük yiyen, yedi gün sonra tekrar sofraya kurulan, bir üç günlük daha yiyen, seninle dere kenarında karıncalara ev yaparken gördüğümüz saksağan ağzında bir ıslıkla sekiyor önümüzde.    senin elinde ay çekirdeği terliyor. benim alnımda eski bir hüznün bilmem nesi. kimselere has olmayan, her bedende iğreti duran bir yüzle, yanında hüsnünün nazar boncuğuyum. kedilere su taşıyorum gözlerimle. tuzunu yalıyorlar. dağlara resmini çiziyorum. dağın da, dağın bulutunun da, buradan siyaha çalan yeşilinin de, senin de haberin yok. bir ok atıyor, bir resim vuruyorsun zihninde. onu eline alıyorsun. sonra benim gözlerimi üzerinde gezdiriyo... Devamı

Tarihlerle Talihler

2010-09-16 02:20:00

  TARİHLERLE TÂLİHLER!.. Bilmem tarihtendir bilmem talihtendir, her nereden bakarsanız bakınız bu iki kelimenin temsil ettiği kavram dünyası arasında iyisiyle kötüsüyle sürekli bir ilişki görürsünüz. Söz gelimi ilk çağlardan söz ederken ilk insan Hz. Adem’in dünyaya gelişini kutsarız da ilk insanlardan söz ederken onların ilkel insan ve mağara insanı olduğunu hemencik ekleyiveririz. Bunu yaparken de farkında olmadan kendi insanlığımız ve medeni oluşumuzu dillendirirken onların ise medeniyetten uzak oluşlarını beyan etme gibi bir gizli hazzın tuzağına düşüveririz. Eskilerin tabiriyle sadete gelirsek, 12 Eylül, 28 Şubat, 12 Mart, 27 Mayıs gibi tarihleri konuşurken içimizden birden bire bir duygu kabarması yaşarız. Adı geçen tarihlerle ilgili yaşanmışlıklara göre, kimselere belli etmesek de duygu dünyamızda bir tavır alırız. Diğer yandan toplumsal kabullere baktığımızda da toplumun adeta bu tarihleri çeşitli sebeplerden dolayı kamu vicdanında mahkum ettiğini görürüz. 18 Mart, 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim, 24 Kasım benzeri tarihler söylendiğinde de bu sefer içimizden bir yerlerden gizli bir gurur uyanmasını hissederiz. Toplumsal kabullerde bu tarihlerde toplu sevinçlerin yaşandığına tanık oluruz. Bir de kazananların bayram yaptığı kaybedenlerin ise hiç hatırlamak istemediği seçimlerin yapıldığı tarihler vardır: 12 Eylül referandumu, 3 Kasım seçimi, 4 Mayıs seçimi gibi. Bütün dünyanın nerdeyse ortak bir ayinde buluşturulmaya çalışıldığı, 31 Aralığın son demleri ile 1 Ocak’ın buluşup devir teslim için el sıkıştığı gecenin 00’ı vardır. İnsanlığa hizmet etmiş bütün büyük adamların doğum tarihleri saati saatine tespite çalışılırken, insanlığa acılar çektirmiş olan... Devamı

Lacivert Gece

2010-09-16 02:18:00

  LACİVERT  GECE   Yalnızım.. Ihlamurla hanımeli karışıyor, rüzgarda Babilin asma bahçelerinde dolanıyor, Gülüşün. Konuşuyor müzik, yıldızların dansında Dilini bilmesem de anlıyorum Lacivert bir gecede gözlerin olmak istiyorum   Yoksun... Yan yana yürüdüğümüz yollardan geçiyorum Ayak izine basıyorum, Şaşırıyorum! Bir anda eflatun oluyor kokun, Seni soluyorum. Döndürmüyor başını, hayret! İspirto olmuşsun.. Bense mavideyim hala, Deli gibi yanıyorum. Bir bilsen neyi özlüyorum.. Lacivert bir gecede gözlerin olmak istiyorum   Küsme; Sen başını eğince, Fıstık gözlü bir kuş havalanır Kaşlarından.. Kanadına takılır bir şeyler Âlemler karışır birbirine Firak haykırışında murg Dona kalır içimizde zaman Kırmızı tüller oynaşır gül çehrende Sen uzaklarda, yüzün bende Tek bir tüy düşer, avuçlarıma Yazarım.. Ki ne diliyorum; Lacivert bir gecede gözlerin olmak istiyorum                                                   çiğdem burhan ... Devamı

Garip Adına Bir Masal-5

2010-09-16 02:14:00

  Garip Adına Bir Masal (5) O gür sesi duyar gece uyurken. Birdenbire kalın güçlü bir kol, kol altından tutar, Anı’yı yukarı doğru çeker yatağından. ‘Ölüme gel.’ der. Güçlü oldukça güçlü bir koldur. Ses Garip’in sesi ama sesi çıkaran beden bu sefer Garip’in bedeni değildir. Yatağa tutunur. Bir süre bekler. Sonra Garip gider. Sabah iş yerine geldiğinde Garip ayağında kot pantolon, üstünde deri mont, kollarında kâğıtlar tam yanından geçer. “Günaydın”, der. Saçını arkadan toplamış, önlerine düşen saçları uykudan kalkmışlığın dağınıklığıyla beyaz tenli yüzüne, açık kahve tonuyla dökülüvermiştir. Sonra değiştirdiği dördüncü odaya doğru yönelir. “Garip” in ikinci odada ıhlamur poşetleri, üçüncü odada plastikten oyuncak snopy sarı köpeği, dördüncü odada kâğıtları ve kalemleri, birinci oda da ise henüz Anı’nın odası olan Garip ‘in değişim zincirinde o odada olmadığı, o ilk günlerin anıları kalmıştır. gülten ağrıtmış... Devamı

Âmâ

2010-09-16 02:11:00

  âmâ   artık diyecek söz  ve dilde söyleyecek tüy kalmamıştır o andır ki vakit; güneş batmış doğmamıştır ve o an gelecektir ki; doğmayacaktır o zaman arkama bakmadan  yarını düşünmeden düne takılmadan bugünü umursamadan çıkar giderim bu dünyadan bu dünyadan ve sahte olan yüzlerden bıkar giderim -- zaman tersine döner ve güneş doğudan batıp batıdan doğarsa o zaman insan  insan olduğunu anlarsa gökyüzünün sonsuz derinliğinde kalmışsa bir parça bulut ve o bulutların üzerinde halen varsa mutluluk işte o zaman sevilebilir bir kadın siyah saçları ve kahverengi gözleri ile…   uğraş başsüllü ... Devamı

Gül(l)er Kız(a)maz

2010-09-16 02:08:00

-Sayın Hocam Şerif KUTLUDAĞ’a- Gül(l)er Kız(a)maz hani insanlar vardır, onlar konuşsun ben dinleyeyim dersiniz.. her dinlediğinizde yeni bir yönünü keşfedersiniz... gönüllerinden sevgi kuşakları yükselir, bağlanır gönlünüze bunu hissedersiniz tüm hücrelerinizle... gözlerinden siz fark etmeden umut aşılar iyileşsin diye içinizdeki yaralar... hani insanlar vardır, iyi ki var dersiniz... varlığını karatlarla ölçersiniz... sesi hoş bir tınıdır kulaklarınıza, bunu hep duyarsınız yarınlarınızda.. insanlar vardır, güllere benzer güldükçe gül kokar, konuştukça gül saçarlar bu kişi hiç kızmaz mı dersiniz düşünürsünüz, gerçekten de hiç görmemişsiniz... şaşırırsınız belki ilk aklınıza geldiğinde ama bulursunuz cevabı düşündüğünüzde.. güllerin tabiatıdır, gül kokmaktan daha kötü bir iş yapamaz güllerin tabiatıdır, güller kızamaz... efsun emel canpolat ... Devamı