YENİ SİTEMİZ:57.SAYI VE SONRASI

« Önceki | Sonraki »

1/2/2007

Yargılanan Şair

Yargılanan Şairin Kırık Savunması

 

beni ne ile suçladığınız hakkında tatmin edici cevaplar vermediğiniz sürece kalbim size hoş bakmayacak, desem ne kadar afaki olur, suçlanan suçlayan arasındaki ilişki bakımından...

 

... bakımından, açısından, bakmak gereğini ne sebeple konu ediyorum, desem de kendim düşüneceğim; ne dediğimi ben bile anlamadım diye...

ama hepsinin yanı sıra aklımın karışıklığından bahsetme gereği duyduğumu işe yaramayacağını bildiğim halde itiraf etmeliyim...

 

bana ne dedikleri ve neyle suçladıkları bir yana... ben kendime bakıp da kendimi suçlarken onları duyamadığım için ve anlayamadığım için ve tepki veremediğim için suçlanıyor bile olabilirdim...

bilmiyordum... bu kadar basitti. bu yüzden bana ilk sordukları sorunun cevabı çok açıktı... söylenebilecek tek şey vardı...

 

suçunu itiraf edecek misin?

suçlu olduğumu kabul ediyorum, ama suçumu itiraf edemem...

neden?
çünkü suçlu olduğumu biliyorum ama suçumun ne olduğunu bilmiyorum.

ANLAŞILMADI sanki...

öyle baktılar.

hep baktıkları gibi.

cezanı biliyor musun peki diye sormalarını beklemedim, desem yalan olur. bekledim... sanki söyleyecek sözüm vardı, biriktirmiştim ve kusacaktım...

sormadılar. hayal kırıklığı yaşamadım. beklediğim halde beklediğimin olmayacağını da bekliyordum. iyi bildiğim sık başarabildiğim ender şeylerden... (burada şeylerden yerine koyulabilecek bir kelime aramak isterdim, vaktimin olduğunu bile isteye. ama emin değilim, riske atamazdım zamanı. her an bitebilir. ve yazdığım harf son harfim olabilir.

 

     ne güzel demişti o: yazı öyle bir şeydir ki... yazdığın her kelimeyi hayatında yazdığın son kelime olabilirmiş gibi düşünerek yaz. ancak o zaman değer... ne kadar ciddiye alıyorsun yazmayı diye kendime sorma gereği bile hissetmedim ben.)

 

     yazı... benim. ben yazdıklarımdan müteşekkilim.

     zaten o yüzden gereksizyazarım.

    

     (konuyu dağıtmaya çalışan kim?)

     toparlan.

 

     sormadılar ve kaldı içimde bir cevap daha. hayata ilişkin...

     ceza... demiştim bir yerlerde... yoksa onlar mı demişti. dönüp bakmam gerek, emin değilim ama fark etmez aslında. doğru sözler bir çok açıdan söyleyeni aşar. ceza... ceza...

 

     bunu düşündüm ben. cezamı düşündüm, cezayı düşündüm. ama gördüm ki bir çok açıdan yargılanmak yargılanana ödül olabildiği gibi, ceza da olabilirdi yargılamak yargılayana...

 

     neden gülüyorsun diye sorduğunda yargılayan, demek ciddiye alındım, hayatım boşa gitmemiş, güleceğim tabi, diye cevap verdi yargılanan, yargıda. yargı esnasında. ya da yargı sonrasında. ödül ya da ceza... önemli değil sözlerin yanında.

 

     söz vermiştim. elimi kolumu bağlayan, beni esirgeyen bir sözdü. esirgeyen ama bağışlamayan, (çağrışıma açık yolları kapatmak gayesi güdüyorum şu an.) yanlışlarla dolu hayatın içinden küçük bir kesit.

 

     gizlice kendimi sakındığımı söyleyebilirim her şeye rağmen, gizlice sakınmak nedir diye soracak olan olur mu, olursa diyeyim ki; sakınmak kendimi tehlikeden acıdan ama sakındığımı hissettirmemeye çalışarak zira fark ederlerse mukavemet gösterdiğimi düşünüp üzerime gelebilirler, beni yenebilirler, direncimi kırabilirler... güven sorunu da mı? olabilir, kendimi suçlu olarak yaftalanmış bulduğuma göre...

 

     siz...

     gerçekten inanıyor musunuz suçlu olduğuma? hayır masumiyetimi bayrak edecek değilim, masum da değilim belki ama sizin söylediğiniz daha öte.

bazen inanamam, yani inanamazdım. dünya sizin etrafınızda dönerken eminim siz de zorlanıyordunuz inanma konusunda. öyle olmadığı anlaşılınca zaten başlamıyor mu hayat,yeniden. yeni ve aslında daha yenik...

     aşk... tam da böyle bir zamanda, bir kış akşamında, geldi ve...

     bin nokta.

 

     belki henüz erken, aşktan bahsetmek için. henüz öldüğümü ve ölümünüzü tasavvur edemiyorum, belki biraz daha vakit var, olmalı. anlatmalı.  

 

     dinleyecek misiniz gerçekten?

     dahası, var mısınız gerçekten.

 

     saçma.

     suçlayan siz değil misiniz ki ben size yakınlık hissetme yanılgısına düşüyorum, bir an da olsa?

     saçma.

     kin doluyum size. affetmeyeceğim.

     hata yaptım, yanlış kişiden bahsettiğimi söylediler. kalabalık olduklarını ve kabul etmem gerektiğini söylediler. kendileri olmadığını anlamam gerektiğini söylediler. aşkın kutsal olduğunu söylediler.

 

     (benim şansım olmadığını söylemediler. bunu anlamış olduğumu düşünüyorlarmış. anladığımı söyledim. ama onların anladığı şekilde olmadığını da söyledim. anlamadılar.)

 

     hayatımın bir cezadan ibaret olamayacak kadar güzel olduğunu söyledim, tek ayağımı yerden iki santim kaldırdığımı fark etmemeleri için çaba sarf ederek. Fark etmemeleri beni mutlu eder sanarak. onayladılar ve bana sevgi gösterdiler. onlar yüzünden sevginin öyle özlenir bir şey olmadığına inanacaktım neredeyse. (çabuk fikir değiştiririm. hemen, bir anda.)

 

     bir zamanlar onları çok sevdiğimi, onlara saygı duyduğumu hatta onlara benzemeye çalıştığımı da söyledim. sonra benzemeye çalışmak kısmını geri aldım. bunu gerçekten hatırlamıyordum. ama diğerleri vakiydi.

     bir zamanlar yanlışlarımla bile sizlerden birisi olamayacak kadar asildim, de dedim.

 

     tebessüm ettiler inceden....

     tebessüm ettiniz inceden, hatırlıyor musunuz? ben hiç unutmadım. bir çok şeyi hatırlamakta güçlük çekmemin nedeni de bu aslında. unutulması gereken her şeyi inatla zihnime kazımış olmam.

 

     şimdi yapması gerekenleri yapamayan bir insan olduğumu söylemekle başlamak... istemediğim halde istiyorum... söze...

ve insanın sıkılıyor olması nedeniyle "her şeyi anlamsız" bulmasının hayata ya da en azından her şeye haksızlık olduğunu düşünüyorum.

 

     sıkılıyor olmasaydın her şeyi anlamsız bulmayacaktın, istediğin şeyler olsaydı her şey anlamlı olacaktı senin için.

 

nankörsün, aptalsın da...

 

bu sözlerime alınmadılar, çünkü üstlerine bile almadılar. ben sanrılarıyla hareket eden bir neo romantikmişim. romantiğin başında neo kısmını ise sadece kafamı karıştırmak için eklediklerini iddia ediyorum şimdi. ne olduğunu bilemeyeceğim için kendimi garip hissetmemi amaçlamış olabilirler. bilmediğim başka amaçları da olabilir.

 

     ama tüm bunlar olurken birden bana dönüp, ne kadar kibirlisin sen böyle demeselerdi... keşke.

 

     anlayamadım. ne? dedim.

     yargılanacak kadar önemli olduğunu nereden çıkartıyorsun?
     dediler...

     ama, dedim; “bana suçunu biliyor musun?”, diye sordunuz... bana suçlu olduğumu söylediniz.

 

    gülmediler…

    suçlusun da yargılanacak kadar önemli misin bakalım?

 

    hoş olmadı…

    böyle başlamadığını; ama bittiğini söyleyebilirim.

 

    önemliydim ve suç işlemiştim. işlediğim suç onlara hayal bile edemeyecekleri zararlar vermişti. varlıklarını tehlikeye atmıştı. bu durumda önce beni yargılamaya kalkmışlardı ama hata yaptıklarını çabuk anlamışlardı. beni yargılayarak beni yenemezlerdi. beni yargılarlarsa yenilirlerdi.

 

bu yüzden yapmaları gerekeni ve aslında hep yaptıklarını yaptılar:

 

beni yok saydılar.

sizi de yok sayıyorlar.                                                                                                güray süngü

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: mehmet ç. | Tarih: 2007-02-14 17:50:48
    Konu: kaçıncı tekil
    Sizi hecede okurdum. Kitabınıza tesadüfen rastladım. Çok etkilendim. Teşekkürler.

    Bağlantı »